Yaoya’nın Kızı

Yaoya’nın Kızı

Aşkın ve ateşin kül ettiği bir kader… 17. yüzyıl Japon folklorunun bu sarsıcı başyapıtı, kültürel ve edebi bir derinlikle sizlerle.
Editörün Tarihsel ve Kültürel Notu:

Okuyacağınız bu eser, sıradan bir masal değil; 1683 yılında Japonya’nın Yedo (modern Tokyo) şehrinde yaşanmış gerçek bir olaya dayanan köklü bir halk anlatısıdır. Büyük Japon yazarı İhara Saikaku’nun eserlerine ve klasik Kabuki tiyatrosuna ilham veren “Yaoya Oshichi” (Mavnavın Kızı Oshichi) efsanesi, aşkın ve çaresizliğin yıkıcı gücünü anlatan en büyük Uzak Doğu trajedilerinden biri kabul edilir.

Bu kültürel mirası Türkçeye uyarlarken, Japon edebiyatının o hüzünlü ve vakur yapısını koruduk; ancak evrensel bir köprü kurmak adına, hikâyeyi geleneksel Anadolu masallarının aşina olduğumuz kapanış ritüeliyle (gökten düşen üç elma) harmanladık.

Tarihsel dokusu gereği trajik öğeler barındıran bu klasik edebiyat metninin, yetişkin okurlarımız ve ebeveyn rehberliğindeki gençlerimiz tarafından bu edebi derinlikle okunmasını tavsiye ederiz.

Evvel zaman içinde, uzak diyarların birinde, Yedo denilen büyük bir şehir varmış. Bu şehirde Yaoya adında, geçimini güçlükle sağlayan ama namusuyla çalışan fakir bir adam yaşarmış. Yaoya’nın dünyalar güzeli bir kızı varmış ki sormayın; şehrin beş büyük güzelinden biri sayılır, baharda çiçek açan kiraz ağaçlarına benzetilirmiş.

Günlerden bir gün, Yedo şehrinde öyle büyük bir yangın çıkmış ki evlerin yarısı küle dönmüş. Yaoya’nın evi de bu felakette yerle bir olunca, zavallı adamcağız karısını ve kızını yanına alıp bir Budist tapınağına sığınmış.

Yaoya’nın kızı Oshichi, her sabah gün doğarken tapınağın yanındaki duru suyla yıkanır, mavi entarisini giyip uzun saçlarını tararmış. Henüz on beşinde, incecik ve narin bir kızcağızmış. Babası ona, “Kızım, bize kucak açan rahiplere hürmeten tapınağın avlusunu süpür,” dermiş. Oshichi de eline süpürgeyi alır, şarkılar söyleyerek avluyu temizlermiş.

O sıralarda tapınakta hizmet eden gencecik, dünya yakışıklısı bir rahip adayı varmış. Bu genç adam, her gün Oshichi’nin sesini duyar, onun avludaki süzülüşünü izlermiş. Çok geçmeden, bu iki genç gönüllerini birbirine kaptırmışlar. Gizli gizli tapınağın koruluğunda buluşur, el ele tutuşup gelecek hayalleri kurarlarmış.

Oshichi gözyaşları içinde, “Ah, neden seni bu kadar çok seviyorum? Hem çok mutluyum hem de çok kederli,” diyerek ağlarmış.

Genç rahip adayı ise korkuyla, “Biz büyük bir günah işliyoruz sevgilim. Tanrılar bize kızacak diye çok korkuyorum,” diye fısıldarmış.

Derken bir gün, Yaoya’nın yanan evi yeniden inşa edilmiş. Babası sevinçle, “Haydi hazırlanın, evimize dönüyoruz!” müjdesini vermiş. Oshichi bunu duyunca dünyası başına yıkılmış; yüzünü kollarıyla kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış. O gece son kez koruluğa gidip sevdiğiyle vedalaşmışlar. Birbirlerine bin kez veda edip bin kez sarılmışlar.

Ertesi gün Oshichi’yi evine götürmüşler ama kızcağız günden güne solmaya başlamış. Yemeden içmeden kesilmiş, yüzü kar gibi bembeyaz olmuş. Geceleri yatağında, “Ah, bu bitmek bilmeyen geceler! Onu bir daha göremeyecek miyim?” diye inleyip dururmuş.

Sonunda Oshichi’nin aklına tehlikeli bir fikir gelmiş. “Eğer evimiz tekrar yanarsa, yine tapınağa sığınırız ve ben sevdiğimi yine görürüm,” diye düşünmüş. Gidip bir miktar saman ve kömür bulmuş, babasının evinin altına yerleştirip ateşe vermiş. Ev alevler içinde yanarken Oshichi, “Onu göreceğim, onu göreceğim!” diye çığlık atarak bayılmış.

Ancak gerçek kısa sürede anlaşılmış; Oshichi’yi tutup yargıcın karşısına çıkarmışlar. Yargıç üzülerek, “Evladım, neden yaptın bunu?” diye sormuş.

Zavallı kız, “Aşk yüzünden efendim. Evimiz yanarsa yine tapınağa gideriz, sevdiğimi yine görürüm sandım. Aylardır ondan haber alamadım, dayanamadım,” diyerek suçunu itiraf etmiş.

O şehrin kanunları çok sertmiş; kundakçılığın cezası ölümmüş. Sadece küçük çocuklar bu cezadan kurtulabilirmiş. Yargıç kızı kurtarmak isteyerek, “Belki de on iki yaşındasındır, ha ne dersin?” diye fısıldamış.

Oshichi saf bir dürüstlükle, “Hayır efendim, on beş yaşındayım,” demiş.

Yargıç kederle, “Ah zavallı kızım, kurtulmak için çok yaşlıymışsın,” diyerek hükmünü vermiş.

Oshichi’yi şehrin en büyük köprüsünün üzerine çıkarmışlar. Hikâyesini tüm şehre duyurmuşlar. Yedi gün boyunca güneşin altında, herkesin bakışları arasında orada durmuş. Yüzü solgun, gözleri ise kederden ışıl ışılmış. Onu görenler, “Yedo’nun o meşhur güzeli bu kız mı?” diyerek gözyaşı dökmüşler.

Yedi günün sonunda Oshichi’yi bir direğe bağlayıp etrafına odunlar yığmışlar. Ateş yakılıp dumanlar yükselirken Oshichi son bir kez haykırmış: “Her şey aşk içindi!”

Ve oracıkta can vermiş. Gökten üç elma düşmüş; biri bu hüzünlü sonu anlatanın, biri aşkın kıymetini bilenin, biri de sevdası uğruna dünyayı yakacak kadar cesur olanların başına.

Yorum bırakın

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir