Topaç ve Top Masalı

Topaç ve Top Masalı

Aynı çekmecede başlayan bir sevda, çöplükte biter mi? Andersen’in bu ölümsüz klasiği; kibrin, sahte hayallerin ve acı gerçeklerin unutulmaz hikâyesini anlatıyor.

Evvel zaman içinde, oyuncaklarla dolu ahşap bir çekmecenin loş karanlığında yan yana duran iki komşu varmış. Bunlardan biri tahtadan yontulmuş bir topaç, diğeri ise sahtiyandan dikilmiş bir topmuş. Günler günleri kovaladıkça bu sessiz birliktelik, topacın kalbinde gizli bir sevdaya dönüşmüş.

Topaç, “Madem kader bizi aynı çekmecede yan yana getirdi, neden birbirimize yarenlik edip sevgili olmuyoruz?” diyerek sessizliği bozmuş.

Top, “Sen ne cüretle benimle böyle konuşursun!” diye içinden geçirmiş. Kendisini asil bir hanımefendi sandığı için sıradan bir tahta parçasına cevap vermeye bile tenezzül etmemiş.

Ertesi sabah çekmece açılmış. Oyuncakların sahibi küçük çocuk, topacı oynamak için eline almış. Onu bir güzel sarı ve kırmızı renklere boyadıktan sonra, tam tepesine pırıl pırıl parlayan pirinç bir çivi çakmış. Topaç artık döndükçe pırıltılar saçan, son derece gösterişli bir oyuncağa dönüşmüş.

Bizimki, yeni görüntüsünün verdiği taze bir umutla hemen Top’a dönmüş. Dünkü reddedilişin acısı hâlâ taze olsa da belki bu yeni ihtişamı fikrini değiştirir diye düşünmüş. “Şimdi şu halime bir bak! Sence de harika bir çift olmaz mıyız? Sen havalara sıçrarsın, ben de etrafında fırıl fırıl dans ederim. İnan bana, yeryüzünde bizden daha uyumlu bir ikili bulunmaz!” diyerek şansını yeniden denemiş.

Kibirli top, “Annemle babamın saraylara layık asil terlikler olduklarını, gövdemin tam ortasında ise birinci sınıf İspanyol mantarı taşıdığımı bilmiyorsun galiba!” diye karşılık vermiş.

Topaç, “İyi ama benim gövdem de sıradan bir tahta değil, kıymetli maun ağacıdır! Üstelik beni bizzat bu şehrin belediye başkanı, kendi özel tornasında büyük bir zevkle yonttu.” diye böbürlenmiş.

Top, “Gerçekten sözlerine güvenebilir miyim?” diye nazlanmış.

Topaç, “Eğer tek bir kelime yalan söylüyorsam, bir daha şu pirinç çivimin üzerinde dönmek nasip olmasın!” diyerek ant içmiş.

Top üstten bir bakışla, “Doğrusu ağzın çok iyi laf yapıyor ama kalbim ne yazık ki dolu. Ben bir kırlangıca sözlüyüm. Ne zaman gökyüzüne doğru sıçrasam, o zarif kuş yuvasından başını uzatıp bana aşkını fısıldıyor. Ben de ona içimden ‘evet’ dedim. Bu da nişanlanmak sayılmaz mı? Ama merak etme, bu cesur teklifini hiç unutmayacağım.” demiş.

Topaç kederle, “Aklında tutsan ne yazar, kalbinde yoksam!” diye mırıldanmış. O akşamdan sonra ikisi de birbirine tek kelime etmemiş.

Ertesi gün küçük çocuk oynamak için topu bahçeye çıkarmış. Çekmecenin aralığından dışarıyı izleyen topaç, sevdiğinin bir kuş misali gökyüzüne fırlayışına şahit olmuş. Top yere değdikçe her seferinde daha da şevkle, daha da yükseğe sıçrıyormuş. Bu durum, ya içindeki İspanyol mantarının bir hüneriymiş ya da o çok sevdiği kırlangıcına kavuşma arzusuymuş. Dokuzuncu sıçrayışında öyle bir yükselmiş ki, bir daha yere inmemiş. Çocuk bahçeyi köşe bucak aramış ama nafile; top sırra kadem basmış.

Topaç, “Nereye gittiğini adım gibi biliyorum. Gitti ve o kırlangıcın yuvasına kondu. Şimdi telli duvaklı gelin olmuştur.” diye iç geçirmiş.

Aralarındaki bu ayrılık, topacın içindeki sevdayı harladıkça harlamış. Ulaşılamayan o kibirli top, zamanla topacın hayal dünyasında kusursuz bir periye dönüşmüş. Yıllar yılları kovalamış. Topaç fırıl fırıl dönerken bile aklından o yarım kalan aşkını çıkaramamış. Zaman akıp gittikçe topaç yaşlanmış ama sevdasından zerre eksilmemiş.

Günlerden bir gün, ev ahalisi ihtiyar topacı elden geçirmeye karar vermiş. Onu baştan aşağı som altın rengi bir yaldıza bulamışlar. Eski ahşap oyuncak gitmiş, yerine göz kamaştıran bir beyefendi gelmiş. Yeni haliyle gururlanan topaç, çocukla oynarken o kadar hızlanmış ki yanlışlıkla eşiğe çarpıp açık pencereden aşağı uçuvermiş. Evdeki herkes onu bucak bucak aramış ama altın topaç sanki yer yarılmış da içine girmiş.

Meğer bizim fiyakalı âşık pencereden uçunca, doğrudan evin kenarındaki büyük çöp tenekesini boylamış! Oraya da daha yeni bahar temizliği yapılmış; çatı oluğundan kazınan çamurlu yapraklar, pislikler ve envaiçeşit çer çöp bu tenekeye dökülmüş. Topaç da tam bu yığının ortasına düşüvermiş.

Topaç, “Eyvahlar olsun! Şu pırıl pırıl yaldızım bu sefaletin içinde çürüyüp gidecek. Hangi cehenneme düştüm ben böyle?” diye dövünmüş.

Tam o sırada, burnunun dibinde duran şeye gözü takılmış. Pörsümüş bir lahana sapının hemen yanında, çamurdan ne olduğu belirsiz, çürük bir elmayı andıran tuhaf bir nesne yatıyormuş.

O çamurlu yığın, “Oh, çok şükür! Sonunda şu çöplükte asaletimden anlayan, iki çift laf edebileceğim birini buldum!” diye konuşmaya başlamış.

Topaç bu kibirli sesi anında tanımış.

O tuhaf nesne, “Şu acınası halime bakıp da beni sıradan biri sanma. Ben aslında halis sahtiyan derisinden dikilmiş, gövdesinde kıymetli İspanyol mantarı taşıyan asil bir hanımefendiyim. Tam sevdiğim kırlangıçla dünyaevine girecekken, esen sert bir rüzgâr yüzünden çatıdaki su oluğuna yuvarlandım. Dile kolay, tam beş yıl boyunca o vıcık vıcık suyun içinde mahsur kaldım! Bugün de çatıyı temizleyenler beni diğer süprüntülerle birlikte bu çöp tenekesine süpürdü. Benim gibi narin bir ruh için bunun ne büyük bir bahtsızlık olduğunu tahmin edersin..” diye devam etmiş.

Topaç dilini yutmuş gibi susakalmış. Gözlerinin önünde, yıllarca hayalinde kusursuzlaştırdığı, uğruna yanıp tutuştuğu o büyük aşkı duruyormuş. Ve şimdi, o kusursuz aşktan geriye sadece geveze, çamura bulanmış ve su çekmekten şişmiş zavallı bir yığın kalmış. Hayal kırıklığından tek bir kelime dahi edememiş.

Çok geçmeden, evin hizmetçisi çöp tenekesini arabaya dökmeye gelmiş. Altın yaldızların parıltısını çamurun içinde fark edince sevinçle, “Aman Allah’ım! Bizim kayıp yaldızlı topaç buradaymış!” diye haykırmış.

Hizmetçi topacı alıp özenle temizlemiş ve oyun odasındaki başköşeye, ait olduğu yere geri koymuş. Çamur içindeki o kibirli top ise diğer süprüntülerle birlikte asıl çöplüğe dökülüp karanlığa karışmış.

Topaca gelince… Bir daha o eski sevdasının adını dahi anmamış. Ne de olsa insan, yıllarca kalbinde yücelttiği bir hayali, günün birinde çamur içinde, sırılsıklam ve kendi yalanlarına boğulmuş halde bir çöplükte görünce, içindeki o yangın da usulca sönüp gidermiş.

Topaç ve Top Masalını Beğendiyseniz:

Yorum bırakın

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir