Bir varmış, bir yokmuş. Lapa lapa yağan karların bütün şehri bembeyaz, yumuşacık bir yorgan gibi örttüğü; bacalardan mis gibi odun kokularının tüttüğü soğuk mu soğuk bir kış gecesiymiş.
Bu şehrin taş sokaklarında, omuzlarına dökülen bukleleri kar taneleriyle süslenmiş, yanakları soğuktan elma gibi kızarmış küçük bir kız çocuğu yaşarmış. Üzerindeki incecik hırkasına sıkıca sarılır, elindeki küçük hasır sepetin içinde ise satmaya çalıştığı kibrit kutularını taşırmış. İnsanlar yeni yıl akşamını kutlamak için ellerinde paketlerle, telaşlı adımlarla evlerine koşarken; Küçük Kibritçi Kız, köşedeki büyük taş fırının rüzgâr almayan, dulda bir duvar dibine ilişivermiş.
Hava o kadar soğumuş ki minik parmakları âdeta buz kesmiş. Ellerini bir nebze olsun ısıtabilmek umuduyla sepetinden tek bir kibrit çöpü çıkarmış. Soğuktan titreyen elleriyle kibriti duvara “cırt!” diye sürtüp yakıvermiş.
Kibritin ucunda altın rengi, minicik ama sıcacık bir alev parlamış. Küçük kız ellerini bu tatlı ışığa doğru tutmuş. O an gözlerini kapattığında, bir sihir olmuş. Kendini gürül gürül yanan, kırmızı tuğlalı büyük bir şöminenin başında bulmuş. Tam o güzel sıcaklığın tadını çıkaracakken, kibrit pır pır edip sönüvermiş. Şömine hayali uçup gitmiş, geriye sadece incecik bir duman kalmış.
Kızcağız, o güzel sıcaklığı tekrar hissetmek için heyecanla bir kibrit daha yakmış. Alev yine pırıl pırıl parlamış. Bu kez alevin ışığında, karşısında kocaman, ahşap bir masa belirmiş. Masanın üzeri taptaze pideler, dumanı tüten çorbalar ve nar gibi kızarmış kestanelerle doluymuş. Küçük kız tam elini o nefis kestanelere uzatacakken, rüzgâr esmiş ve kibrit yine sönmüş.
Küçük Kibritçi Kız, o güzel hisleri bir daha kaybetmemek için bu kez üç kibriti birden yakmış. Etraf o kadar aydınlanmış ki alevin tam ortasında kollarını ona doğru açmış, pamuk gibi yüzüyle gülümseyen şefkatli bir büyükanne görmüş. Küçük kız, bu sevgi dolu hayal hiç bitmesin diye ellerini o sımsıcak kollara doğru uzatmış:
“Ne olur, beni de o güzel, sıcak yere götür.” diye fısıldamış.
İşte tam o sırada gerçek bir mucize olmuş. Küçük kızın yaktığı o umut dolu kibritlerin ışığı, sırtını yasladığı taş fırının buğulu penceresinden içeri süzülmüş. İçeride, son pişen ekmekleri tezgâha dizen pamuk kalpli Fırıncı Teyze’nin gözü, dışarıdaki o titrek ışığa takılmış.
Fırıncı Teyze ahşap kapıyı gıcırdatarak açtığında, sokağa mis gibi taze ekmek ve tarçın kokusu yayılmış. Köşede büzüşmüş, ellerini küçücük bir alevde ısıtmaya çalışan kızı görünce yüreği âdeta erimiş. Hemen dışarı koşmuş ve küçük kızı o pamuk gibi yumuşak, sıcacık kollarıyla sıkıca sarmalamış.
“Ah benim sığırcık kuşum, nar tanem! Bu kış kıyamette burada titrenir mi hiç?” diyerek onu usulca kucağına almış.
Küçük kız fırından içeri adım attığında gözlerine inanamamış. Az önce kibrit alevinde hayal ettiği o gürül gürül yanan ateş, dumanı tüten çorba ve ona sevgiyle kucak açan şefkatli büyükanne yüzü tam karşısındaymış. Fırıncı Teyze ona kendi elleriyle sıcacık çorba içirmiş, üşüyen ayaklarına yünden örülmüş kalın patikler giydirmiş.
O günden sonra Küçük Kibritçi Kız bir daha kış gecelerinde hiç üşümemiş. Fırıncı Teyze’nin kızı olmuş. O mis kokulu taş fırın, onun en güvenli, en huzurlu yuvası hâline gelmiş. Sepetindeki o küçük kibritler mi? Onlar artık sadece dostlara pişen sıcacık ekmeklerin fırınını yakmak için kullanılmış.
Gökten üç elma düşmüş; biri kalbini sevgiye açanların, biri soğuk kış günlerinde bir lokmasını paylaşanların, diğeri de bu masalı sıcacık yatağında huzurla dinleyen tüm iyi kalpli çocukların başına. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…
Masalın Kısa Özeti
Karlı ve buz gibi bir kış gecesi, sokakta kibrit satan küçük bir kız üşüyen ellerini ısıtmak için kibritlerini yakar. Her kibrit alevinde sıcacık hayaller gören bu küçük kızın yaydığı umut dolu ışık, köşedeki taş fırında ekmek pişiren pamuk kalpli Fırıncı Teyze’nin dikkatini çeker. Fırıncı Teyze, küçük kızı sıcacık fırınına alır, ona sevgiyle kucak açar ve o kış gecesi, küçük kızın hayat boyu sürecek sıcacık yuvasının ilk günü olur.
Bu Hikâye Neden Farklı Anlatılıyor? (Masalbaz Pedagojik Notu)
Sayın ebeveynimiz; orijinal Kibritçi Kız masalı, yazıldığı 19. yüzyılın zorlu şartlarını anlatan ağır bir dramdır. Ancak 3-6 yaş okul öncesi dönemdeki çocukların zihin dünyası; donarak can verme ve çaresizlik gibi soyut kavramları işlemeye uygun değildir. Bu tür temalar çocuklarda terk edilme korkusunu ve uyku bozukluklarını tetikleyebilir.
Biz Masalbaz olarak, uzman editörlerimizle çocuklarımızın zihnine korku değil; umut, empati ve yardımlaşma tohumları ekiyoruz. Bu nedenle bu evrensel eseri, çocuk psikolojisine tamamen uygun, güvenli ve “Fırıncı Teyze” figürüyle dayanışmayı öğreten mutlu sonlu bir masala dönüştürdük.
Kibritçi Kız’ın Orijinal Hâli ve Tarihçesi
Yazar: Hans Christian Andersen | Yazım Yılı: 1845 | Orijinal Adı: Den Lille Pige med Svovlstikkerne
Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen tarafından kaleme alınan orijinal eserde, küçük kız ısınmak için tüm kibritleri yakar ve sokak köşesinde donarak hayatını kaybeder. Masalın sonunda küçük kızın ruhunun, çok sevdiği büyükannesi tarafından cennete götürüldüğü anlatılır. Yazar bu trajik hikâyeyi, zengin toplumun yoksul çocuklara olan duyarsızlığını eleştirmek amacıyla kaleme almıştır.



