Evvel zaman içinde, masmavi okyanusların en derinlerinde kocaman ve ışıltılı bir krallık varmış. Bu krallıkta yaşayan deniz insanları, bütün gün mercan saraylarında yüzer ve neşe içinde şarkılar söyleyerek hayatlarını sürdürürlermiş.
Bu deniz insanlarının arasında küçük bir deniz kızı varmış ki o, okyanusun en iyi kalpli prensesiymiş. Hiç kimseye kötülük düşünmez, kalbinde asla yalan dolan olmazmış. En büyük hayali ise suyun üstündeki insanların dünyasını görmekmiş.
Günlerden bir gün, bu iyi kalpli deniz kızı suyun yüzeyine çıkmak için yukarı doğru yüzmüş. Tam kafasını sudan çıkarmış ki, korkunç bir fırtına kopmuş. Dev dalgalar, yoldan geçen kocaman bir gemiyi alabora edip batırmış. Gemiden düşen yakışıklı bir prens karanlık sulara gömülürken, küçük deniz kızı hiç düşünmeden yüzüp onu yakalamış. Onu boğulmaktan kurtarıp güvenli bir kumsala bırakmış ve kimseye görünmeden usulca oradan uzaklaşmış.
Sarayına dönen deniz kızı çaresizce ağlamaya başlamış. “Ben şimdi ne yaparım, ne ederim? Bacaklarım olmadan karaya nasıl çıkar, onu nasıl bulurum?” diyerek gözyaşı dökmüş.
Deniz kızının bu üzgün halini gören sinsi deniz cadısı, onun yanına gelmiş. Hemencecik sihirli bir iksir hazırlamış ve “Bu iksir sana insan bacakları verir ama karşılığında o güzel sesini alırım.” demiş. Küçük deniz kızı sevdiği insanı görebilmek için “Kabul ediyorum.” diyerek sesinden vazgeçmiş ve o sihirli iksiri içmiş.
İksiri içip karaya çıkan deniz kızı, prensin sarayını bulmuş. Prens bu sessiz kızı çok sevmiş, onu sarayında misafir etmiş. Ancak deniz kızı konuşamadığı için, hayatını kurtaranın kendisi olduğunu ona bir türlü söyleyememiş. Gel zaman git zaman, prens gidip başka bir ülkenin prensesiyle evlenmeye karar vermiş. Küçük deniz kızı bu duruma çok üzülmüş ama elinden hiçbir şey gelmemiş.
Kardeşlerinin bu üzgün halini gören ablaları, deniz cadısından sihirli bir hançer alıp getirmişler. “Eğer bu hançeri prense dokundurursan büyü bozulur, yeniden deniz kızı olup evimize dönersin!” diyerek ona yalvarmışlar.
Küçük deniz kızı o hançere bakmış ama “Hayır, benim kalbim sevdiğim insana kötülük yapmaya asla elvermez.” diyerek o büyülü silahı almamış. Hançeri denize atıp, sevdiği adamın mutluluğu için kendi hayatından vazgeçerek kendini sulara bırakmış.
Gökyüzü perileri, deniz kızının bu eşsiz iyiliği ve saf kalbi karşısında çok memnun kalmışlar. Bu güzel davranışına bir ödül olarak, deniz kızını suların içinden alıp ona altından ve gümüşten yapılmış pırıl pırıl kanatlar hediye etmişler.
Aldığı bu hediyelere çok sevinen deniz kızı, bir iyilik perisine dönüşerek neşe içinde gökyüzüne doğru uçmuş. O günden sonra da uyuyan bütün insanlara tatlı rüzgarlar estirip hep iyilik dağıtmış ve sonsuza dek mutlu yaşamış.