Bir varmış, bir yokmuş. Uzak diyarların birinde, kelimelerin sustuğu ama kalplerin kendi dilince konuştuğu bir yerde, Yaman ve Mira yaşarmış. Hayat onları farklı yollarda yormuş, ikisini de biraz kırmış ama bir o kadar da büyütmüş. Günlerden bir gün, kaderin görünmez elleri yollarını aynı kavşakta birleştirmiş.
Mira, ruhunu karanlık bir örtü gibi saran zorluklardan yorgun düşmüş, artık dayanma gücünü yitirmiş. İçinde biriken acılar göğüs kafesine sığmaz olmuş; ailesinin baskıcı tavırları omuzlarındaki yükü daha da ağırlaştırmış. Ve o gece, içini uzun zamandır kemiren o gizli arzuya yenik düşüp buralardan uzaklara gitmeye karar vermiş.
Sessizce odasından çıkmış. Kimseye tek bir söz etmeden kapıyı ardından çekmiş, kendini gecenin soğuk kucağına, karanlık sokaklara bırakmış. Sokak lambalarının cılız ışığı altında, yalnızca usulca attığı adımların sesi ona eşlik etmiş. Zihnindeki karmaşadan kaçmak istese de sorular peşini bırakmamış, her şeyin neden bu kadar zor olduğunu sormuş durmuş kendi kendine.
Yürümekten yorulup dizlerinin bağı çözüldüğünde, ıssız bir köşedeki ahşap bir banka çökmüş. Dizlerini göğsüne çekip başını öne eğmiş. Artık bendini aşan bir nehir gibiymiş; içindeki tüm keder, sıcak gözyaşlarına karışarak yanaklarından süzülmeye başlamış.
O esnada Yaman, zihnindeki yorgunluğu atmak ve biraz nefes almak için arkadaşlarıyla dışarı çıkmış. Gülüşüp konuşarak yürüyen kalabalığın aksine, onun dikkati yol kenarında kimsesizce oturan silüete takılmış. Adımları bir an duraksamış, içine tarifsiz bir his doğmuş. Arkadaşlarına kendisini beklememelerini söyleyip yavaşça Mira’ya yaklaşmış.
Sesinde incitmeye korkan yumuşacık bir tınıyla, iyi olup olmadığını sormuş. Mira başını kaldırdığında gözleri yaşlarla doluymuş. Karşısında kendisini gerçekten umursayan birini görmek ördüğü son duvarı da yıkmış, hıçkırıklarını serbest bırakmış. Yaman usulca yanına ilişmiş. Onu susturmaya ya da akıl vermeye yeltenmemiş. Sadece orada, onunla omuz omuza kalarak o ağır sessizliği paylaşmış.
Mira, uzun yıllardır tek başına sırtlandığı o büyük yükün, Yaman’ın varlığıyla usulca eriyip gittiğini hissetmiş. Daha önce kimsenin yanında böylesine savunmasız ama bir o kadar da güvende hissetmemiş. İçinde düğümlenen duygular birer birer çözülmüş; kelimeler önce ürkekçe, sonra cesurca dudaklarından dökülmüş.
Yaman onu engin bir sabır ve yargısız bir şefkatle dinlemiş. Gecenin ilerleyen saatlerinde sokaklar derin bir sükûnete bürünmüş. Yaman, sessizliği bölen o güven veren sesiyle artık evine dönmesi gerektiğini, o saatte buraların tekin olmadığını söylemiş. Mira bir an tereddüt etmiş, hayatında ilk defa gitmek istemiyormuş. Ancak Yaman’ın sesindeki o tuhaf güven hissine karşı koyamamış. O gece hüzünle başlamış olsa da her ikisi de yollarını kalplerinde filizlenen ince bir mutlulukla ayırmışlar.
O gecenin ardından yolları bir daha hiç ayrılmamış. Zaman, Yaman ve Mira için yeni bir anlam kazanmış. Günün ağarmasını sabırsızlıkla bekliyor, sabahı sabah edemiyorlarmış. Çünkü birbirlerinin varlığı, kalplerine en büyük şifaymış. Her geçen gün Mira, Yaman’ın diğerlerinden ne kadar farklı olduğunu daha derinden anlıyormuş. Onun yanında eksik değil, tamamlanmış hissediyormuş. Bu benzersiz duygu iliklerine kadar işliyor, kalbinin en kuytu köşelerine sıcak bir ışık gibi yayılıyormuş. Yaman’ın tam da uçurumun kenarındayken karşısına çıkması, sıradan bir tesadüf değil, mucizenin ta kendisiymiş.
Güneşin yeni yeni gülümsediği serin bir sabah, içlerinde tarifsiz bir huzurla yeniden buluşmuşlar. Yaman, o gün Mira’ya masallardan kopup gelmiş bir gün armağan etmek istemiş. Gerçi Mira için yalnızca onunla yan yana nefes almak bile yeryüzündeki en büyük armağanmış.
Birlikte, taze ekmeklerin, kaymağın ve demli çayın kokusunun birbirine karıştığı sıcak bir kahvaltı sofrasına oturmuşlar. Yaman, bir bebeğe bakar gibi Mira’nın üzerine titriyormuş. Ekmeğine usulca bal sürüyor, özenle hazırladığı lokmaları ona uzatıyormuş. Mira’nın gözleri bu benzersiz şefkat karşısında yeniden dolmuş. Çünkü insanı asıl iyileştiren şey gösterişli sürprizler değil, sevildiğini iliklerine kadar hissettiren o zarif detaylarmış. Yaman, onun gözlerindeki ıslak parıltıyı görünce sadece gülümsemiş; sessizlikleri bile aşkın en saf halini konuşuyormuş.
Kahvaltının ardından Yaman onu uçsuz bucaksız bir çilek tarlasına götürmüş. Güneşin altında yakut gibi parlayan çilekler, Mira’ya kendini bir harikalar diyarında hissettirmiş. Etrafa çocuksu bir heyecanla bakarken gözlerinin içi gülüyormuş. Birlikte toprağa dokunmuşlar, çilek toplamışlar. Bazen aynı meyveye uzanıp elleri çarpıştığında kahkahalar atmışlar, bazen de en tatlı çilekleri birbirlerine yedirmişler.
Zaman usulca akıp giderken, aşka ve hayata dair derin bir sohbete dalmışlar. Gerçek sevginin ne anlama geldiğini, bir bağın en sağlam temelinin ne olduğunu, kırılan bir kalbin nasıl onarılacağını konuşmuşlar. Dillerinden dökülen yanıtlar o kadar tanıdıkmış ki sanki tek bir ruh, iki farklı bedende hayat bulmuş gibiymiş. Hayata bakışları, korkuları ve umutları birbirini kusursuz bir yapboz gibi tamamlıyormuş. O gün şen kahkahalarla, uzun yürüyüşlerle ve derin bakışmalarla akıp gitmiş. Gerçek mutluluğun, doğru insanın kalbinde saklı küçük anlardan ibaret olduğunu o gün anlamışlar.
Yaman, Mira’nın kırılmış kanatlarını sabırla sarmış; Mira ise Yaman’ın sessiz dünyasına nefes olmuş. Kader, karanlık bir gecede yollarını birleştirdiği bu iki yalnız kalbin masalını artık aydınlık bir geleceğe doğru yazmaya devam ediyormuş.
Mira, o ilk karşılaştıkları sarsıcı gece en büyük dersini almış. Hayat bazen acımasız bir sınava dönüşebilir, insan kendini kimsesizliğin dipsiz kuyusunda bulabilirmiş. Ama tam her şey bitti derken, hiç umulmadık bir anda karanlığı yırtan o küçük ışık süzülür ve sıcacık bir el gelip size uzanırmış.
Çünkü en güzel masallar, ıssız bir bankta paylaşılan sessiz bir hıçkırıkla başlarmış; iki kalp birbirini gerçekten bulduğunda ise sevgiyle sonsuzluğa uzanırmış. Gökten üç elma düşmüş; biri bu masalı yazanın, biri okuyanın, biri de karanlıkta beklediği o ışığı bulanların başına…
Arkadaşlar her gece sevgilime okuyorum bu masalları ve gerçekten web’de bulabileceğiniz en güzel masallar bunlar.
Gerek akıcılığı gerek bitiriciliği 10/10 teşekkürler 🙏🏻