Bir Noel Hediyesi

Bir Noel Hediyesi

O. Henry’nin klasik eseri “The Gift of the Magi” (Bir Noel Hediyesi), sevgiliye okunacak romantik bir uyku masalı olarak Türkçeye uyarlandı.

Çok eskilerden, ama aslında hepimize çok tanıdık gelen bir hikaye bu.

Dışarıda dondurucu bir rüzgâr, lapa lapa yağan kar varmış. Ama o daracık sokaktaki küçücük evin içi hep sıcacıkmış. Bu evde yaşayan genç bir adam ve sevdiği kadın varmış. Ceplerinde çok paraları yokmuş. Evleri gösterişli değilmiş. Ama akşam olup kapıyı kapattıklarında, o küçük oda dünyanın en güvenli yeri olurmuş. Çünkü birbirlerine sahiplermiş.

Bu hayatta gözleri gibi baktıkları, üzerine titredikleri iki kıymetli şey varmış. Biri, genç adamın dedesinden kalan altın cep saatiymiş. Eski ama çok ağırbaşlı bir saat. Adam akşamları onu kurar, tiktaklarını dinlerken günün bütün yorgunluğunu unuturmuş.

Diğeri ise kadının saçlarıymış. Omuzlarından beline kadar dökülen, simsiyah, gür saçlar… Kadın akşamları saçlarını tararken, adam onu uzaktan, sessizce izlermiş. O an zaman dursa da sadece onu izlesem diye geçirirmiş içinden.

Günler geçmiş. Yılın o en özel, en anlamlı gecesi yaklaşmış. İkisi de birbirine o günün anısına kalıcı bir hediye vermek istemiş. Ama ortada bir gerçek varmış. Paraları yokmuş.

Kadın, köşede biriktirdiği birkaç bozukluğu tekrar tekrar saymış. Yetmiyormuş. Sevdiği adamın o çok değer verdiği saatine, ona layık bir zincir almak istiyormuş. Adam saati cebinden her çıkardığında o zinciri görsün, gülümsesin istemiş.

O sabah aynanın karşısına geçmiş kadın. O çok sevdiği saçlarına uzun uzun bakmış. Derin bir nefes almış. Sonra üzerine kalın paltosunu giyip dışarı çıkmış. Soğuk sokakları geçmiş. Bir dükkandan içeri girmiş. Ve hiç düşünmeden, o gurur duyduğu uzun saçlarını kestirmiş.

Aynadaki yeni yüzüne bakarken içi biraz burkulmuş. Ama avucuna sayılan parayı görünce sadece sevdiği adamı düşünmüş. Gidip o vitrinde duran, ağır ve zarif altın zinciri almış. Eve dönerken adımları çok hafifmiş. Sırf sevdiği adam mutlu olsun diye, o gün kendi güzelliğinden vazgeçmiş.

Aynı saatlerde, genç adam da başka bir sokaktaymış. O da günlerdir aynı şeyi düşünüyormuş. Sevdiği kadının saçlarını süslesin diye, vitrinde gördükleri o sedef tokaları almak istiyormuş. Kadın o tokalara bakarken gözlerinin nasıl parladığını hiç unutmamış.

Adam cebindeki saate bakmış. Sonra vitrindeki tokalara… Hiç tereddüt etmemiş. Gözü gibi baktığı, dede yadigarı saatini satmış. O sedef tokaları alıp evin yolunu tutmuş.

Akşam olmuş. Adam o dar sokağı dönüp evine gelmiş. Kapıyı açıp içeri adımını attığında, olduğu yerde kalakalmış.

Sevdiği kadın karşısındaymış. Ama saçları artık kısacıkmış. Kadın, adamın yüzündeki o donuk ifadeyi görünce korkmuş. Beni artık eskisi kadar güzel bulmayacak diye bir an endişelenmiş.

Oysa adamın şaşkınlığı kızgınlıktan değilmiş. İçindeki o büyük şefkattenmiş. Yavaşça paltosunu çıkarmış. Kadına doğru yürümüş.

Kadın titreyen elleriyle, cebindeki o altın zinciri çıkarmış. Usulca adama uzatmış. “Saatin için…” demiş yavaşça. “Umarım beğenirsin.”

Adam acı ama çok derin bir tebessümle yutkunmuş. Elinin tersiyle kadının yanağını okşamış. Sonra cebinden o sedef tokaları çıkarmış. Kadının avuçlarına bırakmış. “Senin o güzel saçların için…” diyebilmiş sadece.

İkisi de sessizce birbirinin gözlerine bakmış. Ortada ne o zinciri takacak saat kalmış, ne de tokaları takacak saçlar. İkisi de en sevdikleri eşyaları kaybetmişler. Ama o küçücük evin içinde, dünyanın en paha biçilemez gerçeği duruyormuş. Birbirleri için en kıymetli şeylerinden gözünü kırpmadan vazgeçebilen iki kocaman yürek.

Adam, kadını usulca göğsüne çekmiş. Ona sımsıkı sarılmış.

Bu Aşk Masalını Beğendiyseniz:

Yorum bırakın

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir