Bir varmış, bir yokmuş…
Uzak diyarlarda bir kraliçe yaşarmış. Çok çocuğu olmuş ama hepsi birer birer ölmüş. Geriye yalnızca bir kız kalmış. Kraliçe, Bellissima’yı öyle çok severmiş ki onu hiç üzmez, her istediğini yaparmış.
Bellissima çok güzelmiş, onu gören herkes ona hayran kalırmış. Fakat zamanla gururlu bir kız olmuş, kimseyi beğenmez olmuş. On beş yaşına geldiğinde, yirmi kral ona talip olmuş ama hiçbiri onun beğenisini kazanamamış.
Kraliçe çaresiz kalmış. Kızını evlendirmek için çöldeki periye gitmeye karar vermiş. Ama perinin yolu kocaman aslanlarla doluymuş. Aslanları ancak özel bir kek yatıştırırmış. Kraliçe keki hazırlamış ve yola çıkmış. Ama yolda uyuyakalmış. Uyandığında kek yok olmuş.
Tam o sırada aslanlar kükreyerek yaklaşmış. Kraliçe korkudan titrerken birden bir portakal ağacının tepesinden Sarı Cüce çıkmış:
“Beni kızınla evlendirmeyi kabul edersen seni kurtarırım!” demiş.
Kraliçe korkudan kabul etmiş. O günden sonra Sarı Cüce, Bellissima’yı kendine eş saymaya başlamış. Ama Bellissima bundan habersizmiş.
Bir gün Bellissima, portakal ağacının yanında Sarı Cüce ile karşılaşmış. Cüce ona annesinin verdiği sözü söylemiş. Bellissima önce inanmak istememiş. Ama korkunç aslanlar tekrar ortaya çıkınca çaresiz kalmış. Sarı Cüce’ye söz verip evliliği kabul etmiş. Parmağına da cücenin saç telinden yapılmış sihirli bir yüzük takılmış. Bu yüzük çıkmadıkça Bellissima huzur bulamamış.
Aradan zaman geçmiş. Bellissima’yı gerçekten seven Altın Madenleri Kralı cesaretini toplamış ve ona evlenme teklif etmiş. Bellissima da kralın cesaretine ve iyiliğine güvenmiş, kabul etmiş. Saray büyük bir düğüne hazırlanmış.
Ama düğün başladığında birden Çöl Perisi ve Sarı Cüce ortaya çıkmış. Çöl Perisi bağırmış:
“Bellissima Sarı Cüce’ye sözlüdür! Onu kimseye veremezsiniz!”
Sarı Cüce kocaman bir kediye binip salona dalmış. Kral kılıcını çekip ona karşı savaşmış. O sırada kötü peri, Bellissima’ya sihirli mızrağıyla dokunmuş. Prenses bayılıp yere düşmüş.
Kral sevgilisini korumak için ileri atılmış, ama Çöl Perisi büyülü zincirlerini fırlatmış. Zincirler kralın kollarını ve ayaklarını sarmış. Kral çaresiz kalmış. Sarı Cüce ise bu fırsatı kullanıp Bellissima’yı kapıp kaçmış.
Çöl Perisi kralı kandırmak için güzeller güzeli bir kıza dönüşmüş. Ama kral kararlıymış:
“Benim kalbim yalnız Bellissima’ya aittir,” demiş.
O anda denizlerin derinliklerinden bir denizkızı çıkmış. Kralın önüne gelmiş ve ona büyülü bir elmas kılıç bırakmış. Kral kılıcı almış, zincirlerinden kurtulmuş ve Bellissima’yı bulmak için yola koyulmuş.
Uzun bir yolculuktan sonra kral sonunda Bellissima’ya ulaşmış. Savaş başlamış. Kral cesurca Sarı Cüce ile mücadele etmiş. Ama savaşın en yoğun anında, bir anlık dalgınlıkla elmas kılıcı yere düşürmüş. Sarı Cüce fırsatı değerlendirmiş ve kılıcı kapıp kralı öldürmüş.
Bellissima, sevgilisinin ardından yaşamaktan vazgeçmiş. Kalbi kırılmış, oracıkta can vermiş.
Sarı Cüce hiçbir şeye kavuşamamış. Çöl Perisi öfkesinden kudurmuş. Ama denizkızı onların saf aşkına acımış. İki sevgiliyi yan yana duran iki uzun hurma ağacına çevirmiş.
O günden sonra rüzgar estiğinde hurma ağaçları birbirine eğilmiş, dallarıyla kucaklaşmış. Böylece herkes onların sadık sevgisini hatırlamış.
Ve masal da burada bitmiş.
Sen de daha fazla büyülü ve unutulmaz aşk hikayesi okumak istersen, Aşk Masalları kategorimizi ziyaret edebilirsin.




çok beğendim
Teşekkürler