Bir varmış, bir yokmuş…
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarlardan bir diyarda, iyi kalpli bir yolcu varmış. Bu yolcu, bir devenin sırtında uzun bir yolculuğa çıkmış.
Bir gün yol üzerinde ilerlerken, daha önce oradan geçen kervanın yaktığı ateşin külü rüzgarla alevlenmiş, kıvılcımlar kuru otları tutuşturmuş. Derken tüm ova, sanki kırmızı lalelerle kaplanmış gibi kocaman bir yangına dönüşmüş.
Bu alevlerin tam ortasında kocaman bir yılan varmış. Zavallı yılan, ateşin ortasında çaresiz kalmış, kaçacak hiçbir yeri yokmuş. Tam pişip yanacakken, yolcu adamı ve deveyi görmüş ve yalvarmış:
“İmdat! Ne olur bana yardım et! Beni kurtar!”
Adam, yılanların genelde tehlikeli olduğunu bilse de merhametli bir adammış.
“Zorda olana yardım etmek iyiliktir” diye düşünmüş. Hemen heybesini mızrağının ucuna bağlayıp yılanın uzanabileceği şekilde ona doğru tutmuş.
Yılan sevinçle heybenin içine girmiş, adam da onu ateşten kurtarmış.
Adam, heybenin ağzını açıp:
“Haydi, artık özgürsün. Yoluna git ve insanlara zarar vermeyi bırak,” demiş.
Ama yılan, birden hırlayarak şöyle cevap vermiş:
“Hayır! Hem seni hem de deveni ısırmadan gitmem! Böyle yapmam gerekir!”
Adam şaşkına dönmüş:
“Ama ben sana iyilik yaptım, sen neden kötülükle karşılık veriyorsun?”
Yılan, “İnsanlar da böyledir! İyiliğe kötülükle karşılık verirler. Ben de senin gibi davranıyorum” demiş.
Adam bu sözlere inanmamış ve:
“O halde gel, başkalarına soralım. Eğer haklı olduğunu söylerlerse kendimi savunmam” demiş.
İlk Şahit: İnek
Yolda bir inek görmüşler. Yılana, “İyiliğe karşılık nedir?” diye sormuş.
İnek, hüzünle:
“İnsanlar iyiliğe kötülük eder. Yıllarca süt verdim, yavru verdim, ama yaşlanınca sahibim beni ormana terk etti” demiş.
Yılan hemen atlamış:
“Gördün mü? Şimdi seni ısıracağım!”
Ama adam dayanamamış:
“Bir şahit yetmez! Bir tane daha soralım.”
İkinci Şahit: Ağaç
Biraz ilerleyince kuru, yapraksız bir ağaç görmüşler. Aynı soruyu ona da sormuşlar.
Ağaç içini çekmiş:
“İnsanlar gölgemde dinlendi, serinledi. Sonra dallarımı kesip götürdüler. Ben iyilik ettikçe onlar bana zarar verdi” demiş.
Yılan iyice hırslanmış:
“İşte iki şahit! Teslim ol!”
Adam yine yalvarmış:
“Son bir şahit daha! Belki o farklı söyler.”
Üçüncü Şahit: Tilki (Akıllı Olan)
Tam o sırada oradan geçen kurnaz bir tilki, olan biteni işitmiş.
Tilki, “Neler oluyor bakalım?” diye sormuş. Adam baştan sona hikayeyi anlatmış.
Tilki şaşkınlık numarası yapmış:
“Bu kocaman yılan şu küçücük heybenin içine nasıl sığmış? İnanmam!”
Yılan sinirlenmiş:
“Sığarım elbette! Şimdi göstereyim!”
Ve hemen heybenin içine tekrar girmiş.
Yılan girer girmez, tilki hızla adama seslenmiş:
“Çabuk! Ağzını bağla! Düşmanın elindeyken onu serbest bırakmak akıl işi değildir!”
Adam hemen heybenin ağzını sıkıca bağlamış. Sonra heybenin içindeki tehlikeli yılanı uzak bir kayaya vurup etkisiz hale getirmiş. Böylece kendisini, devesini ve başka insanları kötülükten kurtarmış.
Sonunda…
Adam tilkiye teşekkür etmiş.
Tilki de kurnazca gülümseyip:
“Her iyilik herkese yapılmaz, ama merhamet de unutulmamalıdır” demiş.
Ve herkes kendi yoluna gitmiş.
Gökteki yıldızlardan üçü parlasın, biri bu masalı okuyan çocukların üzerine düşsün… Masal burada bitsin.
Bu Yılan Masalını Beğendiyseniz…
Maymun Masalı veya Timsah Masalı okumak ister misiniz?
Daha fazlası için Hayvan Masalları sayfamızı ziyaret edin!



