Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, anneleriyle birlikte küçük, şirin bir evde yaşayan üç küçük domuzcuk varmış. Zaman su gibi akıp geçmiş; artık evden ayrılıp kendi ayakları üzerinde durmayı, kendi hayatlarını kurmayı öğrenmeleri gereken gün gelip çatmış.
Bir sabah anneleri, üç küçük domuzcuğu yanına çağırmış. Onlara şefkatle bakarak, “Yavrularım, artık yuvanızı kurma zamanınız geldi. Gidip kendinize yeni bir hayat kurun. Ama sakın unutmayın: Dünyada ne yaparsanız yapın, daima en iyisini ve en sağlamını yapmaya çalışın.” demiş.
Saman, Tahta ve Tuğla Evlerin İnşası

Ertesi sabah üç kardeş biraz hüzünlü, biraz da heyecanlı bir şekilde anneleriyle vedalaşıp yola koyulmuşlar. Az gitmişler, uz gitmişler; sonunda ormanın kıyısında kendilerine ev yapabilecekleri çok güzel bir araziye gelmişler.
En küçük domuzcuk, yeni evini samandan yapmaya karar vermiş. Çünkü böylesi hem daha zahmetsiz hem de çok daha kolaymış. Bir an önce evini bitirip oyun oynamaya vakit ayırmak istiyormuş. Evini sadece bir günde bitirmiş ve kardeşlerine, “Bakın, ben evimi bitirdim bile!” diye gururla seslenmiş.
En büyük domuzcuk saman eve şöyle bir bakıp, “İyi de bu ev hiç sağlam görünmüyor. Ya ormandan kurt gelirse ondan nasıl korunacaksın?” diyerek kardeşini uyarmış.
En küçük domuzcuk ağabeyini hiç umursamamış. “Hiçbir şey olmaz, sen merak etme.” diyerek oynamaya devam etmiş.
Ortanca domuzcuk ise evini tahtadan yapmaya karar vermiş. Ormandan topladığı ağaç dallarıyla kendine küçük bir kulübe inşa etmiş. Onun evini bitirmesi tam üç gün sürmüş. Bu ev, saman eve göre biraz daha korunaklıymış. En büyük domuzcuk bu sefer onun yanına gelerek, “Kardeşim iyi, güzel yapmışsın da bu ev de pek sağlam görünmüyor. Kurt gelirse bu tahtalar seni koruyabilecek mi?” diye sormuş.
Ortanca domuzcuk, “Hiçbir şey olmaz merak etme, bu ev çok sağlam!” diye hiç düşünmeden cevap vermiş.
Büyük domuzcuk, “Peki, benden söylemesi. Sonra uyarmadı deme.” diyerek oradan ayrılmış.
Gerçek Emek ve Yıkılmaz Tuğla Ev
İki küçük domuzcuk yeni yaptıkları evlerinde keyif çatıp sürekli oyun oynarken, en büyük domuzcuk durmadan çalışıyormuş. Çünkü o, annesinin sözünü dinleyerek evini tuğladan ve taştan yapıyormuş.
Diğer domuzcuklar onun bu çabasını çok anlamsız buluyorlarmış. “Bir an önce evini bitirip bizimle oynamak varken ne gerek var bu kadar zahmete canım? Ağabeyimiz de amma korkakmış ha!” diyerek kendi aralarında gülüşmüşler.
En büyük domuzcuk kardeşlerinin bu alaycı sözlerine hiç kulak asmamış. Tam bir hafta boyunca gece gündüz demeden, ter dökerek çalışmış ve sonunda tuğladan ördüğü o muazzam, sapasağlam evini bitirmiş.
Ormandaki Tehlike: Aç Kurt Geliyor

Birkaç gün sonra, gözü dönmüş aç bir kurt domuzcukların yaşadığı bölgeye inmiş. Önce en küçük domuzcuğun samandan yaptığı evin önünde durmuş. Küçük domuzcuk o sırada evinde kaygısızca dinleniyormuş.
Kurt kapıyı sertçe çalıp, “Aç kapıyı da içeri gireyim! Açmazsan üflerim, püflerim, evini başına yıkarım!” diye kükremiş.
Küçük domuzcuk korkudan titreyerek, “Hiçbir şey yapamazsın, benim evim yeterince sağlam!” diye bağırmış.
Bunun üzerine kurt derin bir nefes almış; üflemiş, püflemiş ve domuzcuğun samandan yaptığı o zayıf evi saniyeler içinde yerle bir etmiş. Küçük domuzcuk can havliyle kendini dışarı zor atmış ve doğruca ortanca kardeşinin tahta kulübesine doğru koşmaya başlamış.
Nefes nefese kapıyı yumruklamış. Ortanca domuzcuk kapıyı açar açmaz, kardeşi kendini içeri atıp, “Çabuk kapat kapıyı kardeşim, kurt buraya geliyor!” diyerek ağlamış.
Ortanca kardeşi, “Korkma, bu evde bize hiçbir şey yapamaz.” diyerek onu sakinleştirmeye çalışmış.
Aklın ve Emeğin Zaferi
Kısa bir süre sonra kurt, ikinci domuzcuğun tahtadan yapılmış evinin önüne gelmiş ve kapıya dayanarak, “Açın kapıyı içeri gireyim! Açmazsanız üflerim, püflerim, evinizi başınıza yıkarım!” demiş.
Ortanca domuzcuk, “Benim evimi asla yıkamazsın!” diye karşılık vermiş.
Kurt yine derin bir nefes almış; üflemiş, püflemiş ve tahtadan yapılmış evi büyük bir çatırtıyla yıkmış. İki küçük domuzcuk kurdun pençelerinden son anda kurtularak, en büyük ağabeylerinin tuğla evine doğru var güçleriyle kaçmışlar.
Panik içinde içeri girdiklerinde, “Ağabeyciğim, kurt buraya geliyor! Şimdi ne yapacağız?” diye sormuşlar.
En büyük domuzcuk, kendinden ve verdiği emekten son derece emin bir şekilde gülümseyerek, “Merak etmeyin kardeşlerim, kurt bu eve asla giremez.” demiş.
Biraz sonra iyice öfkelenmiş ve acıkmış olan kurt, en büyük domuzcuğun evine gelmiş. “Açın kapıyı da içeri gireyim! Açmazsanız üflerim, püflerim, evinizi başınıza yıkarım!” diye seslenmiş.
En büyük domuzcuk pencereden bakarak, “Hiç boşuna uğraşma hain kurt! Bu eve giremezsin.” cevabını vermiş.
Bunun üzerine kurt çok sinirlenmiş. Bütün gücünü toplamış; üflemiş, püflemiş, tekrar üflemiş ama nafile! Domuzcuğun taştan ve tuğladan ördüğü duvarları zerre kadar bile sallayamamış.
Kurdun Sonu ve Çıkarılan Ders
Sonunda yorgun düşen kurt, eve girmek için sinsi bir yol denemeye karar vermiş. Evin çatısındaki bacayı gözüne kestirmiş ve yavaşça çatıya tırmanmaya başlamış.
Kurdun bacadan girmeye çalışacağını anlayan zeki büyük domuzcuk, hemen şöminedeki ateşi harlamış ve odunların üzerine kocaman bir kazan dolusu su koymuş. Kurt zar zor bacadan aşağı doğru süzülürken, doğrudan ocağın üstündeki kaynar suyun içine düşüvermiş!
“İmdat! İmdat, yandım, yardım edin!” diye bağırarak bacadan fırladığı gibi ormanın derinliklerine doğru kaçmış ve bir daha asla o taraflara uğramamış.
Kurttan temelli kurtulan üç küçük domuzcuk, rahat bir nefes alıp neşeyle birbirlerine sarılmışlar. Yaşadıkları bu korkutucu günün ardından, sadece sevginin değil; verilen emeğin, atılan sağlam temellerin ve çalışkanlığın hayatı nasıl koruduğunu derinden hissetmişler.
O günden sonra iki küçük domuzcuk bir daha asla kolaya kaçmamış. Tıpkı büyük ağabeyleri gibi, hayatlarını ilmek ilmek, sağlam bir şekilde örmüş ve ormanın kalbinde huzur dolu bir ömür sürmüşler.

Gökten üç elma düşmüş; biri bu masalı anlatanın, biri dinleyenlerin, biri de hayatını sevgi ve emekle inşa edenlerin başına…



