Bir varmış, bir yokmuş. Rayların üzerinde tıkır tıkır ilerleyen, neşeli mi neşeli küçük bir tren varmış. Bu küçük trenin vagonları, dağın ardındaki çocukları mutlu edecek harika şeylerle doluymuş. Oyuncak bebekler, oyuncak ayılar, kurmalı arabalar, yapbozlar ve çeşit çeşit kitaplar… Sadece oyuncaklar değil; tatlı elmalar, kocaman portakallar, taptaze sütler ve lezzetli ıspanaklar da varmış vagonlarında.
Küçük tren tıkır tıkır, pofur pofur ilerlerken birdenbire… Çuf! Çuf! Tısss… Tekerlekleri duruvermiş. Küçük tren ne kadar uğraşsa da, ne kadar poflasa da bir milim bile ileri gidememiş. Dağın ardındaki çocuklar bu güzel oyuncakları ve lezzetli yiyecekleri beklerken şimdi ne olacakmış?
O sırada uzaktan yepyeni ve parlak bir yolcu treninin geldiğini görmüşler.
“Lütfen, lütfen Parlak Yolcu Treni! Bizi dağın ardına çeker misin? Kendi trenimiz bozuldu ve eğer sen yardım etmezsen çocuklar oyuncaksız kalacak.” diye sevinçle bağırmış oyuncak bebekler ve oyuncak ayılar.
“Ben yolcu treniyim! Gündüz ve gece vagonlarında şık insanları taşıyorum. Benim gibi gösterişli bir tren, sizin gibi oyuncakları çekemez. Hem de hiç çekemez!” diyerek kibirle burnunu kıvırmış Parlak Yolcu Treni ve kibrinden poflayarak uzaklaşmış.
Oyuncaklar çok üzülmüş. Derken, ufukta kocaman ve güçlü bir yük treni görünmüş.
“Lütfen, ey Güçlü Yük Treni! Kendi trenimiz bozuldu. Bizi dağın ardına çeker misin?” diyerek tekrar umutlanmış oyuncaklar.
“Ben çok önemli yükler taşıyorum. Büyük makineler, koca koca demirler çekiyorum. Benim gibi büyük ve güçlü bir tren, çocuk oyuncaklarıyla uğraşamaz.” diye homurdanmış Güçlü Yük Treni ve oradan ayrılmış.
Oyuncaklar neredeyse ağlayacakmış ki, bu kez eski ve paslı bir tren tıslayarak ve öksürerek yanlarına gelmiş.
“Lütfen, Eski Tren, bize yardım et!” diye yalvarmış oyuncaklar.
“Çok yorgunum… Vagonlarım o kadar ağır geldi ki artık bir tekerleğimi bile çevirecek gücüm kalmadı. Sizi o dağa çıkaramam. Yapamam, yapamam, yapamam…” diyerek yorgun bir sesle iç çekmiş Eski Tren ve yavaşça süzülüp gitmiş.
Artık oyuncakların hiç umudu kalmamış. Tam o anda, uzaktan küçük mü küçük, mavi bir tren görünmüş. Bu, sadece istasyondaki vagonları çekmek için kullanılan Küçük Mavi Tren’miş.
“Neyiniz var küçük arkadaşlarım? Neden bu kadar üzgünsünüz?” diye sormuş Küçük Mavi Tren yanlarına gelip neşeyle.
“Trenimiz bozuldu. Eğer bizi dağın ardına çekmezsen çocuklar oyuncaksız ve yiyeceksiz kalacak. Lütfen bize yardım eder misin?” diye yaşlı gözlerle anlatmış oyuncak bebekler.
Küçük Mavi Tren bir an duraksamış. “Ben çok küçüğüm. Sadece istasyonda çalışırım, dağlara hiç tırmanmadım,” demiş.
Fakat sonra dağın ardındaki çocukların oyuncakları beklediğini düşünmüş. Derin bir nefes almış ve vagonların önüne geçmiş. Kendini sıkıca bağlamış.
Ve yavaşça çekmeye başlamış. Başlangıçta tekerlekler çok zor dönmüş ama Küçük Mavi Tren kendi kendine şöyle fısıldamaya başlamış:
“Başarabilirim… Başarabilirim… Başarabilirim…”
Tren hızlandıkça sesi de ritim kazanmış:
“Başarabilirim… Başarabilirim… Başarabilirim!”
Tekerlekler hızla dönmüş, pofurtular artmış. Çuf, çuf, çuf! Küçük Mavi Tren dağa doğru tırmanmış da tırmanmış. Güçlü trenlerin, parlak trenlerin çıkmak istemediği o sarp yokuşu azimle çıkmış.
“Başarabilirim! Başarabilirim!”
Ve en sonunda, dağın zirvesine ulaşmışlar! Aşağıdaki şehri ve çocukların yaşadığı evleri gördüklerinde oyuncaklar sevinç çığlıkları atmış.
“Yapabileceğimi biliyordum… Yapabileceğimi biliyordum… Yapabileceğimi biliyordum!” diyormuş Küçük Mavi Tren, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle dağdan aşağıya doğru usulca süzülürken.
İşte böylece; iyi kalpli ve cesur Küçük Mavi Tren sayesinde tüm oyuncaklar ve taptaze yiyecekler dağın ardındaki çocuklara tam zamanında ulaşmış.