Ne Ekersen Onu Biçersin - Yetişkin Masalları Oku

Ne Ekersen Onu Biçersin Masalı

İyilik ekenin iyilik bulduğunu, kötülük edenin kendi tuzağına düştüğünü anlatan ibretlik bir padişah masalı.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir ülkede Hanzade adlı bir padişah hüküm sürermiş. Bu padişahın sarayına her sabah, fakir mi fakir, ak sakallı bir yaşlı adam olan Aksakallı gelirmiş. Elinde sarı bir limonla padişahın huzuruna çıkar, limonu uzatır ve şu güzel sözleri söyler dururmuş:

“İyilik ekersen iyilik biçersin,
Kötülük ekersen kötülük biçersin,
Sonunda ne ektiysen onu görürsün.”

Padişah bu içten sözleri de, yaşlı adamın ak sakallarını da çok sever, saygı gösterirmiş. Aksakallı’nın hiçbir isteği yokmuş; sadece padişahına hürmet etmek, hizmet etmek istiyormuş. Bu saf gönüllülüğü gören padişah, ona her geçen gün daha çok hayran olurmuş.

Aksakallı limonu verdikten sonra padişahın sabah ibadetini bitirmesini bekler, sonra evine döner, karısı ona ibadet için gerekenleri hazır edermiş. Birlikte mütevazı yemeklerini yerlermiş. Ara sıra bir komşu onu sabah yemeğine davet edermiş; Aksakallı bunu asla reddetmezmiş. Çünkü babası ölüm döşeğinde ona şu üç öğüdü vermiş:

“Sabah yemeğini asla geri çevirme,
Gözünle gördüğünü asla söyleme,
Padişahına hizmet et, nam kazan.”

İşte bu yüzden Aksakallı her sabah saraya gider, davet gelirse de koşa koşa yemeğe gidermiş.

Bir oruç günü sabahı Aksakallı yine limonuyla saraya gitmiş, ama padişahı divanhanede bulamamış. İbadet odasına geçmiş. Padişah onu görünce yüzü gülmüş:

“Ey en saygıdeğer büyüğüm, bu sabah seni göremeyince bir şey oldu sandım. Şükürler olsun geldin. Ben ibadetimi kılıcım yanımda olmadan yapmam, ama dün gece kılıcı haremde, yatak odamdaki yastığın altında unuttum. Başka güvendiğim kimse yok, zahmet olmazsa gidip getirir misin?” demiş.

Aksakallı bu isteğe sevinmiş, hemen hareme koşmuş. Tam o sırada padişahın kötü kalpli karısı, sarayın bir veziriyle gizlice bahçede dolaşıyormuş. Aksakallı onları görmüş, ama babasının “Gözünle gördüğünü söyleme” tavsiyesini hatırlayarak ses çıkarmamış. Kılıcı yastığın altından alıp padişaha götürmüş ve evine dönmüş.

Kraliçe ile vezir korkuya kapılmış.

“Bu yaşlı adam bizi gördü, padişaha söyler!” demiş vezir.

Kraliçe cesaretle: “Güneş doğmadan onu ortadan kaldırırım. Sen burada bekle, ben padişahtan emri alıp haber veririm.” demiş.

Hemen ibadet odasına gitmiş. Padişah şaşırmış: “Neden geldin?” diye sormuş.

Kraliçe yalan söylemeye başlamış: “Sen herkesi kendin gibi temiz sanıyorsun. O ak sakallı yaşlı adam bana kaçmayı teklif etti. Eğer yarın sabah ölüm emri vermezsen kendimi öldürürüm.” demiş.

Padişah çok üzülmüş, Aksakallı’ya olan bütün sevgisi bir anda uçup gitmiş. İki celladı çağırmış ve karısının önünde:

“Şehrin doğu kapısına büyük bir kazan kurun, içine susam yağı doldurup kaynatın. Sabah biri size gelip “İş bitti mi?” diye soracak. Kim olduğuna bakmadan bağlayın, kazana atın. Öldükten sonra ateşi söndürüp yağı boşaltın.” emrini vermiş.

Cellatlar emri alıp gitmişler. Kraliçe sevinçle vezire haber vermiş, ama sorulacak özel soruyu söylemeyi unutmuş. Vezir rahatlayıp evine dönmüş.

Padişah ibadetini bitirince Aksakallı’yı çağırmış. Yaşlı adam kalbi çarpayarak gelmiş. Padişah şüphe uyandırmamak için yumuşakça bir sesle:

“Sevgili büyüğüm, yarın sabah abdest almaya giderken doğu kapısından geç. Orada büyük bir kazanın yanında iki kişi göreceksin. Onlara “İş bitti mi?” diye sor. Ne cevap verirlerse gel bana anlat.” demiş.

Aksakallı bir kez daha hizmet edeceği için sevinmiş, evine gidip huzurla uyumuş.

Ertesi sabah her zamankinden erken kalkmış, kuru elbisesini başına koyup nehre abdest almaya gitmiş. Doğu kapısına doğru yürürken bir dostu onu çağırmış:

“Zavallı annem dün oruç tuttuğu için ağzına bir damla su koymadı. Evde sıcak su ve yemek hazır. Gel, başından biraz su dök, bir dua oku, bir lokma ye. Ne kadar acelen olursa olsun, annemin hatırı için yap.” demiş.

Aksakallı babasının “Sabah yemeğini reddetme” öğüdünü hatırlayıp dostunun evine koşmuş. Padişahın emri aklındayken yemeği aceleyle yemiş.

Bu arada vezir, Aksakallı’nın öldüğünü öğrenmek için sabırsızlanıyormuş ama şüphe çekmemek için kimseyi gönderememiş. Güneş doğar doğmaz kendisi doğu kapısına gitmiş ve cellatlara sıradan bir şekilde: “İş bitti mi?” diye sormuş.

Cellatlar veziri bağlayıp kazana atmışlar. Vezir çırpınmış ama nafile; ölünce ateşi söndürmüşler, yağı boşaltmışlar, kazanı cesediyle birlikte devirmişler.

Aksakallı yemeği bitirip doğu kapısına koşmuş ve: “İş bitti mi?” diye sormuş.

Cellatlar gülerek: “Evet efendim, iş bitti. Vezir kaynatılıp öldü. Padişahın emrini tam yerine getirdik. Git haber ver.” demişler.

Aksakallı bir şey anlamadan koşarak padişaha gitmiş, cellatların sözünü aynen aktarmış. Padişah birden şüphelenmiş. Kılıcını çekmiş, Aksakallı’yı saçlarından yakalamış: “Dün sabah karımı benden kaçırmaya mı çalıştın? Doğruyu söyle, yoksa seni öldürürüm!” demiş.

Yaşlı adam korkudan her şeyi anlatmış. Padişah kılıcı yere atmış, Aksakallı’nın önünde diz çökmüş:

“Ey saygıdeğer büyüğüm, senin her sabah söylediğin sözler şimdi anlam buldu. Sen hep iyilik ektin, iyilik biçtin; canın kurtuldu. Kötülük eken vezir, kendi kazdığı kuyuya düştü. Bir de karım var ki, ona hak etmediği sevgiyi verdim.” demiş ve hemen kraliçeyi idam ettirmiş. Aksakallı’yı vezir yapmış ve uzun yıllar adaletle hüküm sürmüş.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş: biri bana, biri sana, biri de bu masalı dinleyen iyi kalpli insanlara.

Daha fazla Yetişkin Masalları için:

Yorum bırakın

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir