Keloğlan ile Ağa

Keloğlan ile Ağa

Keloğlan ile Ağa masalı, zeki bir gencin açgözlü adamı kurnazca alt edişini anlatır. Zeka ve dürüstlüğün gücünü anlatan eşsiz bir eser!

Evvel zaman içinde, kocaman bir dağın eteğinde küçük ve şirin bir köy varmış. Bu köyde yaşayan insanlar kendi hallerinde tarlalarını eker, hayvanlarını otlatır, huzur içinde yaşarlarmış.

Bu köylülerin arasında bir Keloğlan varmış ki o, köyün en zeki ve neşeli genciymiş. Kimseye haksızlık yapmaz, yapılan haksızlığa da asla susmazmış. Bir de köyün çok zengin ama bir o kadar da açgözlü ve kibirli bir Ağası varmış. Ağa, kimsenin hakkını gözetmez, sadece kendi malına mal katmayı düşünürmüş.

Günlerden bir gün Ağa, kendisine boyun eğmeyen Keloğlan’a çok sinirlenmiş. Adamlarına emir vermiş, Keloğlan’ı yaka paça kocaman bir çuvalın içine koydurup ağzını sımsıkı bağlatmış. Onu nehre atıp kurtulmak için sırtına almış ve yola koyulmuş. Nehrin kenarına geldiğinde Ağa çok yorulmuş. Çuvalı yere bırakmış ve gölgede biraz dinlenirken uykuya dalmış.

Keloğlan çuvalın içinde çaresizce beklerken, yoldan sürüsüyle geçen bir çobanın çan seslerini duymuş. Hemen aklına bir fikir gelmiş ve avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamış. “İstemiyorum! Padişahın kızıyla evlenmek istemiyorum! Zorla değil ya, o kızı almayacağım!” diyerek yalandan feryat etmiş.

Keloğlan’ın bu sesini duyan çoban, şaşkınlıkla çuvalın yanına koşmuş. “İçerideki kim? Ne padişahı, ne kızı?” diye sormuş. Keloğlan ağlamaklı bir sesle, “Beni zorla saraya götürüp padişahın kızıyla evlendirecekler, istemiyorum diye beni bu çuvala koydular.” demiş. Hayatı boyunca zenginlik hayali kuran çoban, bu fırsata çok sevinmiş.

“Keşke senin yerinde ben olsaydım!” diyen çoban, Keloğlan’ın teklifiyle çuvalın ağzını hemen açmış. Padişaha damat olma hayaliyle koşa koşa çuvalın içine girmiş. Keloğlan da çuvalın ağzını dışarıdan sımsıkı bağlamış, çobanın koyun sürüsünü de önüne kattığı gibi oradan uzaklaşmış.

Bir süre sonra uykusundan uyanan Ağa, sırtladığı gibi çuvalı nehrin en derin sularına atıvermiş. Keloğlan’dan sonsuza dek kurtulduğunu sanarak neşe içinde köyün yolunu tutmuş.

Ancak ertesi sabah Ağa köy meydanına çıktığında gözlerine inanamamış. Keloğlan, köy meydanında koca bir koyun sürüsüyle gülümsüyormuş. Neye uğradığını şaşıran Ağa, “Sen nasıl hayattasın? Seni dün kendi ellerimle nehrin dibine atmadım mı? Bu koyunlar nereden çıktı?” diyerek donakalmış.

Keloğlan gülümseyerek, “Ah Ağam, sen bana ne büyük bir iyilik yaptın! Suyun altında su perilerinin ülkesi varmış. Oraya giden misafirlere böyle altın postlu koyunlar hediye ediyorlar. Beni sığ yere attığın için sadece bunları verdiler. Eğer beni en derin yere atsaydın atlar, develer de vereceklerdi!” demiş.

Bunu duyan Ağa’nın gözleri hırstan parlamış. Hemen köyün en büyük çuvalını getirtmiş ve koşa koşa içine girmiş. Keloğlan, köylülerin yardımıyla çuvalın ağzını bağlamış ve Ağa’yı nehrin en derin yerine fırlatmış.

Açgözlü Ağa nehrin dibinde altın postlu koyunları arayadursun, Keloğlan o günden sonra sürüsüyle birlikte dürüstçe ve huzur içinde yaşamış. Köylüler de hırsın ve açgözlülüğün sonunun her zaman felaket olduğunu o günden sonra bir daha hiç unutmamışlar.

Bu Hikayeyi Beğendiyseniz:

Yorum bırakın

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir