Horoz ile Tilki

Horoz ile Tilki

Sinsi bir tilkinin tatlı yalanları, bilge bir horozun zekasını alt edebilir mi? La Fontaine’in bu ölümsüz zeka oyununu keşfedin.

Evvel zaman içinde, yeryüzünün bin türlü halini görmüş geçirmiş, rüzgârın bile nereden eseceğini yaprak kımıldamadan sezen bilge bir horoz varmış. Ömrü boyunca öyle çok hile hurda savuşturmuş, ağaç altından geçen öyle çok yalancıya şahit olmuş ki artık kimin dilinde bal, kimin aklında tuzak olduğunu daha ilk adımından anlarmış.

Günlerden bir gün, bu bilge horoz ulu bir meşenin en yüksek dalında güven içinde tünemişken, aşağıdaki yaprakların arasından sinsi mi sinsi, kızıl tüylü bir tilkinin usulca yaklaştığını görmüş.

Tilki, yüzüne dünyanın en masum gülümsemesini yerleştirip başını yukarı kaldırmış. Sesini olabildiğince yumuşatıp ballandıra ballandıra konuşmaya başlamış.

“Ah benim güzel kardeşim, müjdeler olsun! Dağ tepe aştım, koştum köyden köye sırf bu güzel haberi sana ulaştırmak için. Hayvanlar meclisi dün gece ulu bir karar aldı; artık aramızdaki bütün kavgalar, bütün korkular bitti. Bugünden tezi yok, ormanda evrensel bir barış ilan edildi! Kurtla kuzu, tilkiyle horoz artık kardeş oldu.”

Tilki, ön patilerini usulca göğsüne koyup boynunu bükmüş.

“Hadi, in de o yüksek daldan aşağı, bu tarihi barışı sımsıkı sarılarak kutlayalım. Benim daha gidecek çok yolum, bu müjdeyi verecek çok dostum var.”

Bilge horoz, yılların tecrübesiyle daldaki yerini bir milim dahi bozmamış. Yüzünde ufak bir tebessümle, bakışlarını aşağıdaki tilkiden alıp uzaklara, vadinin bittiği o yüksek tepeye doğru çevirmiş.

“Ne harika bir haber bu tilki kardeş… Dünyaya böylesine bir barışın gelmesi, hele ki bu müjdeyi senin gibi tatlı dilli bir dosttan duymak ne büyük bir mutluluk. Lakin bu güzel kutlamayı sadece ikimiz yapmayalım.”

Horoz, boynunu ufka doğru biraz daha uzatıp kanatlarını sevinçle çırpmış.

“Bak, karşı tepeden buraya doğru tozu dumana katarak nefes nefese koşan iki iri tazı geliyor. Belli ki o av köpekleri de bu evrensel barışı duymuş, müjdeyi bizimle kutlamak için can atıyorlar. Bekleyelim… Onlar da gelsin, dördümüz birden sımsıkı kucaklaşalım!”

“Tazı” kelimesini duyan tilkinin o masum gülümsemesi duyduğu dehşetle yüzünden uçup gitmiş. Bütün tüyleri diken diken olmuş, ayakları toprağın üzerinde geri geri gitmeye başlamış.

“Ben… Ben şimdilik müsaade isteyeyim güzel kardeşim!”

Tilkinin sesindeki o bal gibi tatlılık tamamen silinmiş, yerini telaşlı bir titremeye bırakmış.

“Benim çok acelem var, bu haberi daha çok köye ulaştırmam gerek. Gelen o sevgili tazı dostlarımıza benim yerime sen sarılırsın!”

Tilki arkasına bile bakmadan, az önceki o yavaş ve kibar hallerini tamamen unutup, kurumuş dalları kırıp dökerek ve tozu dumana katarak oradan kaçmış. Saniyeler içinde ormanın derinliklerinde gözden kaybolmuş.

Bilge horoz, ağacın tepesinden tilkinin o telaşlı kaçışını keyifle izlemiş. Güvenli dalında usulca tüylerini kabartmış, aklını kullanarak kurnazlığı bir kez daha alt etmenin sükûnetiyle sabah güneşini selamlamış.

Bu Hikayeyi Beğendiyseniz: