Bir zamanlar, masmavi denizlerin ortasındaki Gümüş Ada’da, bembeyaz tüyleri pamuk gibi yumuşak olan Pamuk adında bir tavşan yaşarmış. Pamuk çok zekiymiş ama bu zekasını bazen başkalarını kandırmak için kullanırmış. En büyük hayali, karşı kıyıdaki meyve bahçeleriyle dolu Zümrüt Ana Karası’na geçmekmiş.
Bir gün kıyıda düşünürken, denizde dev bir yayın balığının yüzdüğünü görmüş. Balığın adı Gölge imiş. Pamuk hemen bir plan yapmış ve seslenmiş: — “Hey Gölge! Duydum ki sizin soyunuz tükeniyormuş. Benim ailem sizden çok daha kalabalık!” Gölge buna çok bozulmuş: “Asıl biz daha kalabalığız!” demiş. Pamuk sinsi bir gülümsemeyle: “O zaman kanıtla! Arkadaşlarını yan yana diz, kuyruk kuyruğa bir köprü oluşturun. Ben de üstünüzden zıplayıp sizi sayayım. Bakalım kim daha fazlaymış?” demiş.
Saf kalpli yayın balıkları toplanmış, adadan ana karaya kadar bir köprü olmuşlar. Pamuk, balıkların sırtından zıplayarak karşıya varmış. Tam karaya çıkacakken arkasına dönüp alayla bağırmış: — “Sizi gidi saf balıklar! Ben sizi sadece karşıya geçmek için kullandım!”
Buna çok öfkelenen balıklar, Pamuk’u yakalamışlar. Ama ona zarar vermek yerine, bir daha unutamayacağı bir dürüstlük dersi vermeye karar vermişler. Onu kıyıda bir kayaya hapsetmişler ve şöyle demişler: — “Madem kurnazlığınla övünüyorsun, şimdi sana bir sır verelim: Eğer güneş tepedeyken tuzlu suyla gözlerini yıkar ve kumların üzerinde üç gün beklersen, dünyanın en bilge canlısı olursun!”
Pamuk buna inanmış. Tuzlu su gözlerini yakmış, kızgın kumlar canını acıtmış ama bilge olacağını sandığı için katlanmış. Sonunda ne bilge olmuş ne de bahçelere ulaşabilmiş; sadece yorgun ve mutsuz kalmış.
O sırada oradan üç kardeş geçiyormuş. İlk ikisi, kibirli ve kendini beğenmiş Gürbüz ile Keskin imiş. Tavşanın halini görünce yardım etmek yerine gülüp geçmişler. Arkadan ise en küçük kardeş, heybesinde herkese yetecek kadar iyilik taşıyan Erdem geliyormuş.
Erdem, Pamuk’un yanına diz çökmüş: “Neden bu haldesin küçük dostum?” diye sormuş. Pamuk, yaptığı kurnazlığı ve balıkları nasıl kandırdığını dürüstçe anlatmış. Erdem ona şefkatle bakmış:
— “Seni yakan tuzlu su değil, söylediğin yalanların ağırlığı olmuş Pamuk. Bilgelik kumda bekleyerek değil, doğru sözle kazanılır. Şimdi git, o balıklardan özür dile ve onlara birer lezzetli meyve götür. Göreceksin ki kalbinin ferahlığı, bedeninin yorgunluğunu unutturacak.”
Pamuk denileni yapmış. Balıklarla barışmış, onlara meyve taşımış. Sonunda hem Zümrüt Ana Karası’na kabul edilmiş hem de herkesin güvenini kazanan, sözü dinlenen gerçek bir bilgeye dönüşmüş.



