Evvel zaman içinde, kocaman bir ormanın kenarında küçük ve şirin bir köy varmış. Bu köyün erkekleri her sabah ormana gider, odun keser ve kestikleri bu odunları satarak geçimlerini sağlarlarmış.
Bu oduncuların arasında bir adam varmış ki o, köyün en dürüst insanıymış. Hiç yalan söylemez, kendi kazandığından başkasının malında asla gözü olmazmış.
Günlerden bir gün, bu dürüst oduncu odun kesmek için ormanın yolunu tutmuş. Baltasını bir ağacın dibine bırakmış ve kesebileceği uygun bir ağaç aramaya başlamış. Gözüne güzel bir ağaç kestirip geri döndüğünde, baltasını bıraktığı yerde bulamamış. Sağa bakmış yok, sola bakmış yok.
Çaresizce ağlamaya başlamış. “Ben şimdi ne yaparım, ne ederim? Baltam olmadan nasıl odun keser, nasıl para kazanırım?” diyerek gözyaşı dökmüş.
Oduncunun bu üzgün halini gören orman perisi, ona çok acımış. Hemencecik altından, pırıl pırıl parlayan bir baltayı oduncunun yanına göndermiş. Oduncu o ışıltılı baltaya bakmış ama “Hayır, benim baltam altından değildi.” diyerek o değerli baltayı almamış.
Orman perisi bu kez de oduncunun kendi ağaç saplı, demir baltasını göndermiş. Oduncu kendi eski baltasını karşısında görünce çok sevinmiş. “İşte benim baltam bu!” diyerek baltasını sevinçle omzuna atmış.
Orman perisi, oduncunun bu eşsiz dürüstlüğü karşısında çok memnun kalmış. Bu güzel davranışına bir ödül olarak, oduncuya hem altın hem de gümüşten yapılmış iki harika balta daha hediye etmiş.
Aldığı bu hediyelere çok sevinen oduncu, neşe içinde köyünün yolunu tutmuş. Köy meydanında karşılaştığı diğer odunculara başından geçenleri bir bir anlatmış. Altın ve gümüş baltaları gören diğer oduncuların gözleri hırstan parlamış. Hemen kendi eski baltalarını alıp koşa koşa ormana gitmişler. Ormanda baltalarını bilerek saklamış, sonra da kaybetmiş gibi yapıp yalandan ağlamaya başlamışlar.
Orman perisi onlara da görünmüş ve hepsinin önüne birer altın balta göndermiş. Açgözlü oduncular altın baltaları görünce üzerine atılmışlar. “Evet, evet! İşte bunlar bizim baltalarımız!” diyerek yalan söyleyip altınları sahiplenmişler.
Ancak orman perisi, oduncuların bu açgözlülüğüne ve yalancılığına çok kızmış. Oduncuların sevinçle tuttuğu o altın baltalar, bir anda eski ve paslı hallerine dönüvermiş. İş bununla da kalmamış; o eski baltaların sapları yerinden çıkmış ve tak tuk diyerek yalan söyleyen sahiplerinin kafasına inmeye başlamış.
Neye uğradığını şaşıran açgözlü oduncular, kafalarını tutarak ormandan kaçıp canlarını zor kurtarmışlar. O günden sonra da bir daha asla yalan söylememeye ve açgözlülük yapmamaya söz vermişler.