Evvel zaman içinde, üç oğlu olan zengin bir asilzade yaşarmış. Kral bu adamı o kadar çok severmiş ki büyük oğlunu yaveri, ortancasını kâhyası, en küçüğünü ise özel berberi yapmış.
Günlerden bir gün, berber ile kralın tek kızı birbirlerine sevdalanmış. Bu durum kralın kulağına gidince kral bu işe bir son vermeye karar vermiş. Hemen prensesi huzuruna çağırtmış ve “Benim berberime âşık olduğunu biliyorum. Eğer onunla evlenmekte ısrar edersen seni öldürtürüm!” demiş.
Babasının bu sözlerini duyan prenses derin bir keder içine düşmüş. Karar vermek için babasından bir günlük mühlet istemiş. Kral da kızının bu isteğini kabul etmiş.
Prenses doğruca odasına gitmiş. En güzel elbiselerini bir bohçaya doldurmuş ve sarayın gizli kapılarından birinden çıkarak kaçmış.
Prenses tam yedi gün yedi gece boyunca ormanda yürümüş, yalnızca yaban meyveleri ve dere sularıyla beslenmiş. Kral ise bu yedi gün yedi gece boyunca kızını köşe bucak aramış. Onu bulamayınca berberi çağırtmış ve derhal prensesi aramaya gitmesini, kızı bir yıl içinde geri getirmezse canından olacağını söylemiş.
Yedinci günün sonunda prensesin adım atacak takati kalmamış. Kurtlardan korktuğu için kocaman bir meşe ağacının alt dalına tırmanmayı başarmış. Dalın üzerindeyken ağacın gövdesinin kovuk olduğunu fark etmiş ve usulca o kovuğun içine süzülüp dinlenmeye çekilmiş.
Prenses saklandığı yerde çok vakit geçirmeden, sevdalısı olan berber derin iç çekişlerle ağacın dibine gelmiş. Kendi kendine, “Vah bana, vahlar bana! Prensesi asla bulamayacağım. Koskoca Kastilya’da onca güzel genç kız varken, ben gittim kralın tek kızına gönül verdim.” diye dert yanmış.
Sevgilisinin sesini duyan prenses, sesini değiştirerek kovuğun içinden ona seslenmiş:
“Vah kralın kızına, vahlar ona! Koca İspanya’da onca asilzade varken, o gitti babasının berberine gönül verdi!”
Berber, duyduğu bu hazırcevap sözler karşısında çok şaşırmış ama sesin nereden geldiğini bir türlü bulamamış. Etrafına bakınmış, bakınmış ve en sonunda uykusu ağır basınca prensesin saklandığı meşe ağacının dibine kıvrılıp yatmış.
Kısa sürede derin bir uykuya dalmış. Onun ağır ağır nefes alışlarını duyan prenses, saklandığı kovuktan sessizce çıkmış. Kralın berbere tahsis ettiği ata atlamış, berberin kıyafet bohçasını almış ve kendi elbiselerini onun yanına bırakarak oradan uzaklaşmış.
Birkaç saat boyunca atını dörtnala sürdükten sonra yorgun düşüp inmiş. Berberin bohçasını açmış, üzerindekileri çıkarıp erkek kıyafetlerini giymiş.
Ertesi gün Leon Krallığı’na varmış. Doğruca saraya gitmiş ve krala berber olarak hizmet etmek istediğini söylemiş. Kral, bu yabancının asil duruşundan çok etkilenmiş ve onun bu teklifini memnuniyetle kabul etmiş.
Gerçek berber uyanıp da atının ve giysilerinin kaybolduğunu görünce büyük bir paniğe kapılmış. Ancak hemen yanı başındaki bohçayı fark etmiş. Bohçayı açıp da içinde sevgilisinin elbiselerini bulduğunda ise sevincinden havalara uçmuş.
Henüz sakalı çıkmamış, oldukça yakışıklı bir gençmiş. Prensesin o zarif elbiselerini giymek aklına gelmiş. Dönemin modasına uygun, uzun ve kıvırcık saçları da eklenince ortaya dünyalar güzeli bir kadın çıkmış.
Yürümekten ayakları yara bere içinde, yorgun argın bir halde nihayet Leon Kralı’nın sarayına ulaşmış. Saray ahalisine kendisini komşu Kastilya Kralı’nın kızı olarak tanıtmış ve kralın huzuruna kabul edilmiş.
Leon Kralı, saraya yeni gelen bu misafirin güzelliğine öyle bir vurulmuş ki o gece heyecandan gözüne uyku girmemiş. Hemen berberini çağırtmış ve ona içini dökerek prensese duyduğu aşkı anlatmış.
Gerçek prenses, sevdalısının sarayda olduğunu duyunca çok şaşırmış; kadın kılığındaki kişinin o olduğunu hemen anlamış. Ancak sevgilisi yatağında derin bir uykuya dalana kadar sesini çıkarmamış. Gece yarısı onun odasına gizlice girmiş, erkek kıyafetlerini geri bırakıp kendi elbiselerini almış.
Ertesi sabah gerçek berber uyanıp da o muhteşem elbiselerin gittiğini, yerine kendi erkek kıyafetlerinin geldiğini görünce şaşkına dönmüş. Fakat elden ne gelir; mecburen yeniden bir erkeğe, yani bir berbere dönüşmek zorundaymış.
Prenses ise kendi elbiselerini giymiş ve odadaki bir dolaba saklanmış. Sevgilisinin odadan çıkıp merdivenlerden indiğini duyar duymaz onun arkasından kapıyı kapatmış ve kendi hazırlığını tamamlamış.
Kral, saraya yeni gelen güzeli görebilmek için sabırsızlanıyormuş. Bu yüzden her zamankinden erken uyanmış ve hazırlanmadan önce tıraş olmak için berberini çağırtmış.
Saraydakiler berberi her yerde aramışlar ama nafile; onu bir türlü bulamamışlar. Sonunda çaresizlik içinde yeni misafirin odasına gitmişler. Kapıyı çalarak kralın kendisini huzurunda görmek istediğini iletmişler.
Hazırlığını çoktan bitirmiş olan prenses, saraylıların arasından süzülerek kralın huzuruna çıkmış.
Kral şaşkınlıkla, “Siz de kimsiniz?” diye sormuş.
Prenses vakur bir tavırla, “Dün zatıalinize arz ettiğim üzere, Kastilya Kralı’nın kızıyım.” diye cevap vermiş.
Kral hayretle, “İyi ama benim berberim nerede öyleyse?” diye üstelemiş.
Prenses gülümseyerek, “Bir kralın kızı, diğer bir kralın berberini nereden bilsin?” demiş.
Tam o anda gerçek berber içeri girmiş ve kendisini kandırdığı için kraldan saygıyla af dilemiş.
Kral gürleyerek, “Peki sen kimsin? Berber misin, yoksa hırsız mı?” diye bağırmış.
Genç adam, “Ben bir asilzadenin en küçük oğluyum.” diye yanıtlamış. “Mesleğim berberliktir ve Kastilya Kralı’nın kızıyla nişanlıyım.”
Bunun üzerine prenses öne çıkmış ve olan biten her şeyi krala anlatmış. Leon Kralı duyduklarıyla o kadar ilgilenmiş ki masalı çifte defalarca baştan anlattırmış. En sonunda şöyle demiş:
“Kastilya Kralı’nın kızı tarafından tıraş edildim ve onun berberine kur yaptım. Bir daha asla aldatılmayacağım. Bu ikisi artık sonsuza dek karı koca olsunlar.”
İşte bu da bilge Leon Kralı’nın kararıymış.