aslan kral 1

Arapça Kısa Hikayeler ve Türkçeleri

Arapça kısa hikayeler ve Türkçeleri, dil öğrenme sürecinde en etkili araçlardan biri olarak öne çıkıyor.

Arapça kısa hikayeler ve Türkçeleri, dil öğrenme sürecinde en etkili araçlardan biri olarak öne çıkıyor. Özellikle başlangıç seviyesi (A1-A2) için hazırladığımız Arapça kısa hikayeler ve Türkçeleri, harekeli metinler ve satır satır tercümeli çevirilerle Arapça dil eğitimi yolculuğunuzu kolaylaştırıyor. Klasik masallar gibi Üç Ayı Hikayesi, Alaaddin’in Sihirli Lambası veya Kurbağa Prens üzerinden Arapça kısa hikayeler ve Türkçeleri keşfederek, kelime dağarcığınızı genişletebilir, gramer ipuçları edinebilir ve sesli okuma pratikleriyle telaffuzunuzu geliştirebilirsiniz. Bu sayfada sunulan Arapça kısa hikayeler ve Türkçeleri, çocuk masalları odaklı hikaye kitapları formatında PDF indir seçenekleriyle geliyor, böylece e-book olarak her zaman yanınızda taşıyabilirsiniz – Arapça öğrenme ipuçları arayan herkes için ideal bir kaynak!

Aşağıda, Arapça kısa hikayeler ve Türkçeleri koleksiyonumuzdan seçtiğimiz klasikleri bulacaksınız. Her hikaye, harekeli Arapça metin, satır satır Türkçe çeviri, sesli okuma bağlantısı ve PDF indirme seçeneğiyle sunuluyor. Bu içerikler, A1-A2 seviyesi Arapça dil eğitimi için özel olarak uyarlandı. Hikaye kitapları gibi keyifli bir okuma deneyimi için başlayın!

Arapça Üç Ayı Hikayesi ve Türkçesi (Satır Satır Çevirili)

كان يا مكان… في أعماق الغابة كان هناك ثلاثة دببة يعيشون في بيوتهم. أحدهم كان الدب الصغير الصغير جداً، والثاني دب متوسط الحجم، والثالث دب كبير ضخم عملاق. كان لكل واحد منهم طبق من العصيدة، وكرسي يجلس عليه، وسرير ينام فيه. كان كل شيء عند الدب الصغير صغيراً، وعند الدب المتوسط متوسطاً، وعند الدب الكبير ضخماً وكبيراً.
Bir varmış bir yokmuş… Ormanın derinliklerinde kendi evlerinde yaşayan Üç Ayı varmış. Biri Küçük, Minik, Minikçe Ayı; biri Orta Boy Ayı; biri de Büyük, Kocaman, Devasa Ayı imiş. Her birinin kendi lapası, kendi sandalyesi ve kendi yatağı varmış. Küçük Ayı’nın her şeyi minik, Orta Boy Ayı’nın her şeyi orta, Büyük Ayı’nın ise her şeyi kocamanmış.

في صباح يومٍ ما، حضّر الدببة عصيدتهم. كانت عصيدة الدب الكبير في قدر كبير، والدب المتوسط في قدر متوسط، والدب الصغير في قدر صغير. قالوا: “عصيدتنا ساخنة جداً، دعوها تبرد قليلاً كي لا نحرق أفواهنا”، وخرجوا في نزهة قصيرة داخل الغابة.
Bir sabah ayılar lapalarını hazırlamış. Büyük Ayı’nın lapası büyük tencerede, Orta Boy Ayı’nın lapası orta tencerede, Küçük Ayı’nın lapası ise minik tenceredeymiş. “Lapamız çok sıcak, biraz soğusun, yoksa ağzımız yanar,” demişler ve ormanda kısa bir yürüyüşe çıkmışlar.

في ذلك الوقت جاءت امرأة صغيرة مسنة، فضولية وقليلاً مشاكسة. نظرت من النافذة، ثم من ثقب المفتاح، ولما رأت أن البيت فارغ دخلت. وعندما رأت العصيدة على الطاولة لمعت عيناها وقالت: “ربما أتذوق قليلاً.”
O sırada meraklı ve biraz arsız küçük yaşlı bir kadın gelmiş. Pencereden, sonra anahtar deliğinden bakmış; içeride kimseyi görmeyince kapıyı açıp içeri girmiş. Masadaki lapaları görünce gözleri parlamış: “Belki biraz tadabilirim,” demiş.

تذوقت أولاً عصيدة الدب الكبير؛ فكانت ساخنة جداً، فعقدت حاجبيها. ثم تذوقت عصيدة الدب المتوسط؛ فكانت باردة جداً. وبعدها تذوقت عصيدة الدب الصغير؛ فلم تكن ساخنة ولا باردة، بل مناسبة تماماً. فأكلتها كلها وهي تتمتم: “لكنها قليلة جداً!”
İlk olarak Büyük Ayı’nın lapasını denemiş; çok sıcakmış. Orta Boy Ayı’nın lapasını denemiş; çok soğukmuş. Sonra Küçük Ayı’nın lapasını denemiş; tam kıvamındaymış. Hepsini afiyetle yemiş ama yine de “Bu bana yetmez, çok az!” diye sızlanmış.

ثم بحثت عن كرسي تجلس عليه. كان كرسي الدب الكبير قاسياً جداً، وكرسي الدب المتوسط ناعماً جداً. أما كرسي الدب الصغير فكان مناسباً، لكنها عندما جلست عليه انكسر وسقطت على الأرض. فقالت: “يا إلهي! ما هذا؟” ثم واصلت البحث.
Sonra oturacak sandalye aramış. Büyük Ayı’nın sandalyesi çok sertmiş, Orta Boy Ayı’nınki çok yumuşakmış. Küçük Ayı’nın sandalyesi tam kıvamındaymış, ama kadın oturunca sandalye kırılmış ve yere düşmüş. “Aman Tanrım, bu ne?” demiş ama devam etmiş.

بعد ذلك صعدت إلى الطابق العلوي. كان سرير الدب الكبير مرتفعاً من جهة الرأس، وسرير الدب المتوسط مرتفعاً من جهة القدمين. أما سرير الدب الصغير فكان مناسباً تماماً. فغطت نفسها ونامت بسلام.
Sonra üst kata çıkmış. Büyük Ayı’nın yatağı baştan çok yüksekmiş, Orta Boy Ayı’nın yatağı ayaktan yüksekmiş. Küçük Ayı’nın yatağı ise tam kıvamındaymış. Üzerini örtüp rahatça uyumuş.

وفي تلك الأثناء عاد الدببة الثلاثة إلى البيت. وعندما فحصوا عصيدتهم قال الدب الكبير بصوته الضخم: “شخص ما لمس عصيدتي!” وقال الدب المتوسط بصوت متوسط: “شخص ما لمس عصيدتي أنا أيضاً!” وقال الدب الصغير بصوته الرفيع: “شخص ما لمس عصيدتي وأكلها كلها!”
Bu sırada Üç Ayı eve dönmüş. Lapalarını kontrol eden Büyük Ayı kocaman sesiyle “Birisi lapama dokunmuş!” demiş. Orta Boy Ayı “Benim lapama da dokunmuş!” demiş. Küçük Ayı ise tiz sesiyle “Benim lapamı yemiş!” diye bağırmış.

بدأ الدببة في تفقد البيت. وجدوا الكراسي مكسورة والوسائد مبعثرة، ووجدوا المرأة المسنة الصغيرة نائمة في سرير الدب الصغير. أيقظها صوت الدب الصغير الحاد.
Ayılar evi incelemeye başlamışlar. Sandalyeler bozukmuş, yastıklar dağılıkmış ve Küçük Ayı’nın yatağında küçük yaşlı kadın uyuyormuş. Küçük Ayı’nın tiz sesi kadını uyandırmış.

قفزت المرأة مذعورة، وركضت نحو النافذة وقفزت منها وهربت إلى الغابة. ولم يرها الدببة مرة أخرى.
Kadın korku içinde fırlamış, pencereye koşmuş ve dışarı atlayıp ormana kaçmış. Üç Ayı onu bir daha hiç görmemiş.

ومنذ ذلك اليوم صار الدببة الثلاثة أكثر حذراً مع إفطارهم. لكن القصة تذكّر الجميع بشيء مهم: “لا يجوز دخول بيوت الآخرين بلا إذن، ولا لمس ممتلكاتهم… لكن أصحاب القلوب الطيبة يفوزون دائماً.” وعاش الدببة الثلاثة بسعادة وراحة في غابتهم.
O günden sonra Üç Ayı kahvaltılarını hep dikkatle yapmış. Ama masalın hatırlattığı bir şey varmış: “Evine izinsiz girilmez, başkasının eşyasına dokunulmaz… Ama iyi kalpli olanlar her zaman kazanır.” Ve Üç Ayı ormanda huzur içinde yaşamış.

Aslan Kral Arapça ve Türkçesi

كان يا مكان في قديم الزمان، في غابات جميلة بعيدة، كان يعيش أسد ضخم هو ملك الغابة. كان هذا الملك أقوى الحيوانات وأكثرها رهبة، ولم يجرؤ أحد على معارضته.
Bir zamanlar uzak ve güzel ormanlarda, kocaman bir aslan kral yaşarmış. Bu aslan kral, tüm hayvanların en güçlü ve en korkulanıymış ve kimse ona karşı çıkamazmış.

وفي يومٍ من الأيام جاء ثعلب صغير لكنه ذكي من طرف الغابة الآخر. كان الثعلب يسمع الكثير عن الأسد الملك، فأثار ذلك فضوله. جمع شجاعته وذهب إلى قصر الملك.
Bir gün, ormanın uzak ucundan küçük ama zeki bir tilki gelmiş. Tilki, aslan kral hakkında çok şey duyarmış ve merak edermiş. Cesaretini toplayıp aslan kralın sarayına gitmiş.

وقف الثعلب أمام الأسد وقال له: “أنا أتحدّاك!” فضحك الأسد قائلاً: “ومن تكون حتى تتحداني؟ أنت لا تعرف قوتي.”
Tilki aslanın karşısına geçmiş ve “Ben sana meydan okuyorum!” demiş. Aslan ise gülerek, “Sen kimsin ki bana meydan okuyorsun? Benim gücümü bilemezsin” demiş.

ردّ الثعلب بشجاعة: “وربما أنت أيضاً لا تعرف قوتي. هيا لنتحدّى ونرى.”
Tilki cesurca cevap vermiş: “Belki sen de benim gücümü bilmiyorsun. Gel bir meydan okuyalım ve görelim.”

وافق الأسد وقال: “حسناً، سأعطيك فرصة. وإن انتصرت عليّ، سأفعل ما تطلبه.” فرح الثعلب ووافق فوراً.
Aslan kabul etmiş ve “Tamam, sana bir şans vereceğim. Eğer beni yenersen istediğini yapacağım” demiş. Tilki sevinçle kabul etmiş.

خرج الاثنان إلى وسط الغابة وبدأ التحدي. استخدم الثعلب ذكاءه ليوقع الأسد في فخ حتى هزمه. نظر الأسد بدهشة إلى الثعلب.
İkisi de ormanın ortasına çıkmış ve yarış başlamış. Tilki zekâsını kullanarak aslanı tuzağa düşürmüş ve onu yenmiş. Aslan şaşkınlıkla tilkiye bakmış.

اقترب الثعلب من الأسد وقال: “لقد فزت عليك. والآن عليك أن تتخلى عن عاداتك السيئة لنعيش جميعاً بسلام.”
Tilki aslana yaklaşmış ve “Sana karşı kazandım. Şimdi kötü alışkanlıklarını bırakıp, hepimizin barış içinde yaşamasını sağlayacaksın” demiş.

أُعجب الأسد بشجاعة الثعلب وذكائه. ومنذ ذلك اليوم عاش الجميع في الغابة بسلام ووئام.
Aslan, tilkinin cesaretine ve zekâsına hayran kalmış. O günden sonra ormanda herkes huzur içinde yaşamış

أصبح الثعلب أقرب أصدقاء الأسد وساعده في نشر العدل وحماية السلام في الغابة.
Tilki, aslanın en yakın dostu olmuş ve onunla birlikte ormanda huzuru ve adaleti sağlamış.

وتعلّم الجميع أن القوة ليست قوة الجسد فقط، بل قوة الذكاء والشجاعة أيضاً.
Ve herkes anlamış ki gerçek güç sadece fiziksel güç değil, aynı zamanda zeka ve cesarettir.

Yıldız ile Çiçeğin Aşk Hikayesi Arapça ve Türkçesi

في قديم الزمان، كان هناك نجم في السماء يدعى “نور”، وكان يلمع أكثر من أي نجم آخر. كان نور يشعر بالوحدة رغم جماله وإشراقه، لأنه لا يستطيع أن يلمس أي شيء على الأرض.

Çok eski zamanlarda, gökyüzünde “Nur” adında bir yıldız vardı ve diğer tüm yıldızlardan daha parlaktı. Nur, güzelliğine ve parlaklığına rağmen yalnız hissediyordu, çünkü yeryüzündeki hiçbir şeye dokunamıyordu.

في أسفل الأرض، كانت هناك زهرة جميلة تسمى “ليلى”، تتفتح كل صباح لتستقبل أشعة الشمس. كانت ليلى تتمنى أن ترى شيئًا يربطها بالسماء، شيئًا يضيء قلبها في الظلام.

Yeryüzünde ise “Leyla” adında güzel bir çiçek vardı. Her sabah açar, güneşin ışığını karşılamaktan mutluluk duyardı. Leyla, gökyüzüyle bir bağ kurabilecek bir şey görmek ister, karanlıkta kalbini aydınlatacak bir ışık hayal ederdi.

ليلة بعد ليلة، كان نور يرسل شعاعاته إلى ليلى، وكان يتمنى لو يستطيع الاقتراب منها. ومع مرور الوقت، بدأ شعورهما بالنمو، شعور غريب وجميل، شعور بالحب رغم المسافة التي تفصلهما.

Gece gece, Nur ışınlarını Leyla’ya gönderir, ona yaklaşabilmeyi dilerdı. Zamanla, ikisi arasında garip ve güzel bir duygu büyümeye başladı: mesafeye rağmen bir aşk hissi.

لكن لم يكن الطريق سهلاً؛ فقد جاءت الرياح العاتية أحيانًا وحاولت أن تمنع شعاع نور من الوصول إلى ليلى، وأحيانًا كانت الغيوم تحجب السماء. ومع ذلك، لم يفقد النجم الأمل، ولم تتراجع الزهرة عن حلمها.

Ama yol kolay değildi; bazen güçlü rüzgarlar Nur’un ışığının Leyla’ya ulaşmasını engellemeye çalışır, bazen bulutlar gökyüzünü kapatırdı. Buna rağmen, yıldız umudunu kaybetmedi ve çiçek hayalinden vazgeçmedi.

وفي ليلة مظلمة، اجتمع قمر الليل مع الرياح وقال لهما: “يمكن أن تلتقيا في حلم مشترك كل ليلة، عالم مليء بالألوان والروائح الجميلة، حيث يمكن للسماء والأرض أن يصبحا معًا.”

Karanlık bir gecede, gece ayı ve rüzgar bir araya geldi ve onlara dedi ki: “Her gece ortak bir rüyada buluşabilirsiniz; renklerin ve güzel kokuların olduğu bir dünyada, gökyüzü ve yeryüzü birlikte olabilir.”

ومنذ ذلك الحين، كان نور يضيء حلم ليلى كل ليلة، وكانت ليلى تتفتح في عالم الحلم كما تتفتح في النهار. تعلما أن الحب الحقيقي لا يعرف حدودًا، وأن المشاعر الصادقة قادرة على تجاوز كل المسافات والفوارق.

O günden sonra, Nur her gece Leyla’nın rüyasını aydınlatmaya başladı ve Leyla de rüyada, tıpkı gündüz açtığı gibi açtı. İkisi, gerçek aşkın sınır tanımadığını ve içten duyguların tüm mesafeleri ve engelleri aşabileceğini öğrendi.

Bu Arapça Hikayelerimizi Beğendiyseniz…

Daha fazlası için Arapça Hikayeleri sayfamızı ziyaret edin!

Yorum bırakın

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir