Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal, pireler berber iken; ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Uzak bir kasabada, gökyüzünün en çok sevildiği o küçük evde, kıvırcık saçları geceyi andıran, gözleri merakla parlayan Zuzu yaşarmış.
Zuzu’nun en büyük dostu, penceresinden ona göz kırpan yıldızlarmış. Her gece yatağına uzanır, parmak uçlarıyla sanki gökyüzüne dokunuyormuş gibi yapar ve: “Ey uzak dünyalar, parlak ışıklar… Bir gün sizinle tanışmaya geleceğim, söz veriyorum!” diye fısıldarmış.
Bir gece, Zuzu tam uykuya dalacakken odası bir ışıkla aydınlanmış. Işığın içinden Yıldız Rehberi belirmiş.
“Hayallerin o kadar güçlüydü ki, uzay gemin kapıda seni bekliyor. Hazır mısın Zuzu!” diye sormuş rehber.
Zuzu şaşkınlıkla dışarı bakmış. Bahçesinde, camdan yapılmış, içi gökkuşağı gibi parlayan bir gemi duruyormuş. Hiç düşünmeden binmiş ve “Vınnn!” diye fırlamışlar gökyüzüne.
İlk durakları, gecelerimizi aydınlatan Ay’mış. Gemiden indiklerinde Zuzu kendini tüy gibi hafif hissetmiş. Bir zıplamış ki, hop! Kocaman bir kraterin üzerinden uçup gitmiş. Ay perileri kanatlarını çırparak yanına gelmişler. “Hoş geldin Zuzu! Burada sadece dans vardır” demişler.
Zuzu perilerle el ele tutuşup ay tozlarının içinde süzülürken, aniden gökyüzünden “tık tık tık” diye sesler gelmiş. Küçük meteor taşları birer yağmur damlası gibi yağmaya başlamış! Ama bu bir tehlike değil, bir oyunmuş.
Rehber gülerek: “Sıradaki gezegene yetişmeliyiz, bu taşlar bizi itecek birer yakıt!” diye bağırmış.
Mars’ın Kızıl Sırrı
Gemi hızla kızıl bir çöle inmiş: Mars! Her yer pas rengi kumlarla kaplıymış ama bu kumlar şarkı söylüyormuş! Kumların arasından çıkan minik, kırmızı yaratıklar Zuzu’ya en büyük kum kalelerini nasıl yapacaklarını öğretmişler. Zuzu, kızıl bir mağaranın derinliklerinde parlayan bir su bulmuş. Bu suyun tadı, en sevdiği meyve suyu gibiymiş! Tam o sırada yer “Güm! Güm!” diye sarsılmış. Uzaktaki bir yanardağ, gökyüzüne lav yerine renkli konfetiler püskürtmeye başlamış. Zuzu bu renkli şöleni izleyerek gemisine dönmüş.
Devlerin Arasında: Jüpiter ve Satürn
Sonra devasa Jüpiter’e varmışlar. Jüpiter o kadar büyükmüş ki, Zuzu’nun ağzı açık kalmış. Bulutların arasında yüzen balıkları görmüşler. Balıklar kuyruklarını salladıkça fırtınalar çıkıyor, fırtınalar çıktıkça yeni yıldızlar doğuyormuş.
Hemen ardından Satürn’ün yanından geçmişler. Satürn’ün halkaları, buzdan yapılmış dev bir kaydırak gibiymiş! Zuzu, halkaların üzerinde kayan buz elflerine el sallamış. Elfler ona bir parça buz kristali fırlatmış: “Bu kristal kalbindeki neşeyi hiç söndürmesin!” diye bağırmışlar.
Karanlıktaki Ejderha ve Gümüş Toz
Geri dönüş yolunda, geminin önüne dev, gölgelerden oluşmuş bir bulut çıkmış. Bu, uzayın derinliklerinde yaşayan Unutkanlık Ejderhasıymış! Ejderha, çocukların hayallerini yutmaya çalışırmış. Zuzu korkmuş ama Rehber ona bir kese uzatmış. “İçindeki yıldız tozunu kullan Zuzu! Hayallerini hatırla!” demiş.
Zuzu gözlerini kapatmış. Annesinin sesini, okulundaki arkadaşlarıyla oynadığı oyunları ve yıldızlara duyduğu sevgiyi düşünmüş. Keseyi açıp tozu ejderhanın üzerine savurmuş. Tozlar ejderhaya değdiği an, o karanlık dev birden binlerce minik fener böceğine dönüşüp dağılmış. Uzay tekrar aydınlanmış.
Eve Dönüş
Zuzu gözlerini açtığında güneş odasına sızıyormuş. Kuşlar ötüyor, annesi mutfaktan sesleniyormuş. “Hepsi bir rüya mıydı?” diye düşünmüş hüzünle. Elini yavaşça pijama cebine atmış…
Orada, parmaklarının ucunda, hala sıcak ve ışıl ışıl parlayan, gerçek bir avuç yıldız tozu duruyormuş. Zuzu gülümsemiş. Artık biliyormuş ki; ne zaman gökyüzüne baksa, oradaki dostları ona el sallamaya devam edecek.
Gökten üç elma düşmüş; biri bu masalı anlatana, biri dinleyen tüm meraklı çocuklara, biri de hayallerinden vazgeçmeyen Zuzu’ya…



