Taş Çorbası Masalı

Taş Çorbası Masalı

Taş Çorbası Masalı: Bilge bir adamın sihirli bir taşla tüm köyü nasıl doyurduğunu keşfedin! Birlik olmanın ve paylaşmanın gücünü öğreten harika bir hikaye.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde uzak diyarları gezmeyi çok seven bilge bir yaşlı adam varmış. Bu adam dünyayı keşfetmek için yollara düşer, yeni insanlar tanımaktan büyük mutluluk duyarmış. Yine bir gün küçük çantasını hazırlamış eşiyle vedalaşmış ve uzun bir yolculuğa çıkmış.

Bilge adam bütün gün yürümüş. Dağları aşmış, dereler geçmiş ama yol boyunca hiç kimseye rastlamamış. Akşam olup güneş batarken uzakta küçük bir köy görmüş. Yorulduğunu hisseden adam, “Geceyi bu güzel köyde geçirmeliyim” diye düşünmüş.

Yaşlı adam köyün meydanına vardığında, bir grup köylünün toplandığını görmüş. Yanlarına giderek “Ben dünyayı gezen bir yolcuyum, geceyi geçirecek güvenli bir yer ve karnımı doyuracak sıcak bir kap yemek arıyorum.” demiş.

Köylüler adamın yüzüne şaşkınlıkla bakmışlar. İçlerinden biri, “Sana yatacak yer veririz ama yiyecek aşımız çok az. Bu yıl hasat çok kötüydü. Köyde yiyecek neredeyse hiçbir şey kalmadı. Hepimiz çok zor durumdayız.” demiş.

Bilge adam köylülerin bu cevabına hiç üzülmemiş. Aksine, yüzünde bir gülümseme belirmiş. “Siz benim için endişelenmeyin. İhtiyacım olan her şey çantamda var. Hatta aklımdan, hepinizle paylaşabileceğim lezzetli bir taş çorbası yapmak geçiyordu.” demiş.

Köylüler hayretler içinde kalmış. “Taş çorbası mı? O da nedir? Biz daha önce hiç böyle bir çorba duymadık” diye sormuşlar.

Yaşlı adam, “Taş çorbası harikadır. Şimdiye kadar içtiğiniz tüm çorbaları size unutturur. Eğer bana büyük bir kazan ve biraz su getirirseniz, bu akşam hep birlikte ziyafet çekeriz.” demiş.

Meraklanan köylüler hemen işe koyulmuşlar. Biri büyük bir kazan getirmiş, diğeri yakmak için odun taşımış, başkaları ise kazanı suyla doldurmuş. Köy meydanında büyük bir ateş yakılmış ve su kaynamaya başlamış.

Bilge adam çantasından ipek bir kese çıkarmış. Köylülerin meraklı bakışları arasında keseyi açmış ve içinden pürüzsüz yuvarlak bir taş çıkarmış. Bu taşı özenle kaynayan suyun içine bırakmış. Sonra eline büyük bir kaşık alıp kazanı yavaş yavaş karıştırmaya başlamış. Arada bir çorbayı kokluyor, “Gerçekten çok lezzetli olacak” diyormuş.

Bir süre sonra yaşlı adam: “Aslında, içine bir miktar lahana eklenen taş çorbasının tadı çok daha özel olur.” demiş.

Bunu duyan bir köylü kadın, “Benim kilerimde sakladığım küçük bir lahana vardı, hemen getiriyorum!” diyerek evine koşmuş. Lahanayı getirip kazana atmışlar. Yaşlı adam lahanayı karıştırırken, “Harika! Bu bana, bir keresinde lahanalı ve tuzlu etli taş çorbası içtiğim o günü hatırlattı. O kadar lezzetliydi ki tadı hala damağımdadır” demiş.

Köyün kasabı bu sözleri duyunca hemen öne çıkmış: “Ben biraz tuzlu et bulabilirim” demiş ve dükkanına gidip eti getirmiş.

Bilge adam durmadan kazanı karıştırıyor ve her seferinde yeni bir şey hayal ediyormuş gibi yapıyormuş. “Biraz soğan, birkaç tane patates, bir-iki havuç ve biraz da mantar olsaydı, bu çorba tam krallara layık olurdu” demiş.

Yaşlı adamın her önerisinden sonra bir köylü evine koşmuş. Havuçlar, patatesler, soğanlar, pancarlar ve kerevizler kazana birer birer eklenmiş. Hatta köyün fırıncısı, çorbanın yanında yemek için taze ekmek ve tereyağı bile getirmiş.

Çorba ağır ağır pişerken, etrafa yayılan muhteşem koku tüm köyü sarmış. Köylüler artık yorgunluklarını ve açlıklarını unutmuşlar. Ateşin başında toplanıp sohbet etmeye, şarkılar söylemeye ve birbirlerine şakalar yapmaya başlamışlar. Uzun zamandır aralarında olmayan o neşeli hava geri gelmiş.

Çorba sonunda piştiğinde, bilge adam kaseleri tek tek doldurmuş. Köydeki herkes bu lezzetli sofranın etrafında toplanmış. Çorba o kadar bolmuş ki herkes doyana kadar içmiş. Herkes hayatında içtiği en güzel çorbanın bu olduğunu söylüyormuş. Köyün muhtarı, bu “sihirli taş” için yaşlı adama büyük bir para teklif etmiş; ancak adam nazikçe reddetmiş.

Ertesi sabah yaşlı adam erkenden uyanıp eşyalarını toplamış. Köyden sessizce ayrılırken yol kenarında oynayan çocukları görmüş. En küçük çocuğun yanına gitmiş ve taşı içinde taşıdığı ipek keseyi ona uzatmış. Çocuğun kulağına şu kelimeleri fısıldamış:

“Küçüğüm, bu taşı sakla. Ama şunu hiç unutma; sihirli olan taş değildi. Sihri biz, ellerimizdeki her şeyi birleştirip bir araya gelerek yaptık.”

Bu Taş Çorbası Masalını Beğendiyseniz:

Yorum bırakın

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir