Bir varmış, bir yokmuş.
Nehir kıyısında küçük bir kasaba varmış. Ağaçlar yemyeşil, yollar çiçekliymiş. Çocuklar her gün bahçelerde, sokaklarda neşeyle oynarmış. Bu kasabada Dedektif Lena adında akıllı bir polis yaşarmış. Herkes onu sever, bir derdi olana hemen koşarmış.
Bir bahar sabahı küçük Ela bahçeye çıkmış. Kırmızı bisikletiyle gezmek istiyormuş. Bisikletini koyduğu yere bakmış, yokmuş. Bahçenin her köşesini aramış, yine bulamamış. Üzüntüsünden gözleri yaşarmış. Koşarak karakola gitmiş, Dedektif Lena’ya bisikletinin kaybolduğunu anlatmış.
Lena hemen Ela’yla birlikte bahçeye dönmüş. Gece yağmur yağmış, toprak hâlâ yumuşacıkmış. Bahçede bisikletin tekerlek izleri belli belirsiz görünüyormuş. İzler bahçeden çıkıp kasabanın yakınındaki ormana doğru gidiyormuş.
Lena izlere dikkatle bakmış. Ela da yanında yürüyormuş. Bir çalının dibinde küçük bir kırmızı boya parçası bulmuşlar. Ela hemen tanımış: Bu kendi bisikletinden düşmüş. Doğru yolda olduklarını anlamışlar.
Orman yoluna girince izler biraz kaybolur gibi olmuş. Toprak kuruyor, otlar izleri örtüyormuş. Lena durmuş, çevresine uzun uzun bakmış. Bir dalın ucu yeni kırılmış. Biraz ötede otlar ezilmiş. O tarafa doğru yavaşça ilerlemişler.
Bir süre yürüdükten sonra izler yeniden belirginleşmiş. Bisiklet tekerlekleri çamurlu bir yere gelmiş, derin izler bırakmış. Lena gülümsemiş, Ela’nın elini sıkmış. Daha hızlı yürümeye başlamışlar.
Derken bir kelebek önlerinden uçmuş, sanki yol gösteriyormuş gibi. Onu takip ederken dar bir patikaya çıkmışlar. Patikanın sonunda küçük bir dere varmış. Dereyi geçmek için taşların üstünden atlamışlar. Karşı yakada izler devam ediyormuş.
Biraz daha ilerleyince hava serinlemiş, ağaçlar sıklaşmış. Kuş sesleri azalmış. Lena bir ağacın gövdesinde taze bir çizik görmüş. Bisikletin gidonu çarpmış olmalıymış. Heyecanlanmışlar.
Sonunda ormanda bir açıklığa yaklaşmışlar. Çalıların arasından hafif bir hışırtı gelmiş. Lena parmağını dudaklarına götürmüş, sessiz olmalarını işaret etmiş. Yavaşça çalıları aralamışlar.
Orada, büyük bir çalının gölgesinde bir çocuk oturuyormuş. Yanında da Ela’nın kırmızı bisikleti duruyormuş.
Meğer çocuk o sabah erken saatte Ela’nın bahçesinden geçerken bisikleti görünce çok beğenmiş. Kimse yokken alıp biraz sürmüş. Sonra yanlış yaptığını anlayıp korkmuş. Bisikleti kasabanın dışına, ormana getirip çalıların arasına saklamış. Kendisi de pişmanlıktan eve dönememiş, yanında beklemeye başlamış.
Lena çocuğa yumuşak bir sesle yaklaşmış. Çocuk önce korkmuş, sonra utana sıkıla her şeyi anlatmış. Gözleri yaşarmış, özür dilemiş. Bisikleti hemen Ela’ya geri vermiş.
Ela bisikletini alınca sevinmiş. Çocuğa bakmış, gülümsemiş. “Bir daha izin almadan alma, tamam mı?” demiş. Çocuk başını sallamış. İkisi de birbirine sarılmış.
Eve dönerken yolda konuşmuşlar. Çocuk bir daha böyle bir şey yapmayacağına söz vermiş. Ela da bisikletini bazen birlikte sürebileceklerini söylemiş.
O günden sonra iki çocuk iyi arkadaş olmuş. Bisikleti sırayla kullanırlarmış. Kasabadaki diğer çocuklar da bunu duymuş. Başkalarının eşyasına izin almadan dokunmamayı, hatayı kabul etmenin güzelliğini öğrenmişler.
Dedektif Lena uzaktan bakıp gülümsemiş. Küçük bir hata bile anlayışla düzeltilirse güzel bir dostluk doğurabiliyormuş.
Masal burada bitmiş. Gökten üç elma düşmüş: Biri dürüst çocuklara, biri arkadaş olmayı bilenlere, biri de bu masalı dinleyen sizlere.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.




Güzel