Niloya ve Tospik Masalı

Niloya ve Tospik Masalı

Niloya, Tospik ve Mızmız, bahçede ağlayan yavru kuşu kurtarmak için birleşir, doğaya yardım eder ve arkadaşlığın en büyük hazine olduğunu öğrenirler.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, yemyeşil bir köyde çiçeklerle, ağaçlarla dolu kocaman bir bahçe varmış. O bahçenin tam ortasında mavi saçlı, güler yüzlü, neşeli mi neşeli bir kız yaşarmış. Adı Niloya’ymış.

Niloya her sabah erkenden uyanır, penceresini açar, kuşlara “Günaydın!” der, çiçeklere su verirmiş. Bahçe onun en sevdiği yermiş. Orada koşar, zıplar, şarkı söylermiş. En yakın iki arkadaşı da hep yanında olurmuş. Biri ağır ağır yürüyen, kabuğu sırtında, ama aklı çok çalışan kaplumbağa Tosbik’miş. Tosbik acele etmez, her şeye sakin sakin bakar, en zor anda en güzel fikri o bulurmuş. Öteki arkadaşı ise biraz mızmız, biraz tembel, ama kalbi yumuşacık, tüyleri pamuk gibi kedi Mızmız’mış. Mızmız sıcacık bir köşede uyumayı çok severmiş. Ama Niloya seslenince hemen kalkar, kuyruğunu sallaya sallaya yanına gelirmiş.

Üçü birlikte bahçede saatlerce oynarmış. Bazen kelebek kovalar, bazen dere kenarında taş sektirir, bazen de çimenlere uzanıp bulutların şekillerine bakarlarmış. Niloya’nın annesiyle babası da onlara katılırmış arada. Annesi taze meyveler getirir, babası eski masallar anlatırmış. Bahçe onların hem oyun parkı hem de en güzel okuluydu.

Bir güzel bahar sabahı Niloya uyanmış, pencereden dışarı bakmış. Güneş pırıl pırıl parlıyor, kuşlar cıvıl cıvıl ötüyormuş. “Ne güzel bir gün!” diye sevinmiş içinden. Hemen elbisesini giymiş, bahçeye koşmuş. Tosbik’i gölgesinde otururken bulmuş. Mızmız ise çiçeklerin arasında tatlı tatlı uyuyormuş.

“Tosbik! Mızmız! Hadi uyanın, bugün çok güzel bir gün!” diye seslenmiş Niloya neşeyle.

Mızmız esneyerek gözlerini açmış, gerinmiş gerinmiş. “Aman Niloya, daha çok erken değil mi? Biraz daha uyusam olmaz mı?” diye mızmızlanmış.

Tosbik yavaş yavaş başını kabuğundan çıkarmış, gülümsemiş. “Haklısın Mızmız, ama güneş çıktı mı kalkmak lazım. Bak, çiçekler açmış, kelebekler uçuşuyor,” demiş sakin sakin.

Niloya zıplayarak yanlarına gelmiş. “Hadi arkadaşlar, bugün bahçenin en uzak köşesine gidelim! Orada kocaman bir çınar ağacı var. Altında serin serin otururuz, belki yeni bir şeyler keşfederiz,” diye önermiş heyecanla.

Mızmız kulaklarını dikmiş. “O kadar uzak mı? Yorulurum ben, sıcakta yürümek istemem,” diye mızmızlanmış yine.

Niloya gülmüş. “Merak etme Mızmız, Tosbik yavaş yavaş gider, sen de onun yanında dinlenirsin. Hem yolda serin gölgeler buluruz mutlaka,” demiş.

Tosbik başını sallamış. “Doğru söylüyorsun Niloya. Birlikte gidersek yol hiç yorucu olmaz,” demiş.

Üç arkadaş yola çıkmış. Niloya önde neşeyle koşuyor, çiçekleri kokluyor, kelebekleri izliyormuş. Tosbik ağır ağır arkadan geliyor, her adımda etrafa dikkatle bakıyormuş. Mızmız arada bir durup gölgede yatıyor, sonra koşa koşa onlara yetişiyormuş.

Yolda küçük bir dereye rastlamışlar. Suyu şırıl şırıl akıyormuş, serin serin. Niloya durmuş. “Bakın ne güzel su! Hadi ayaklarımızı sokalım, serinleyelim!” diye çağırmış arkadaşlarını.

Mızmız hemen sevinmiş. “Oh, tam bana göre! Serin serin ayaklarım ıslansın,” diye atılmış suya.

Tosbik kenarda oturmuş. “Dikkat edin arkadaşlar, çok derine gitmeyin, kaymayın sakın,” diye uyarmış nazikçe.

Bir süre suda oynamışlar. Taşlar toplamışlar, küçük balıkları izlemişler. Sonra yola devam etmişler. Derken kocaman çınar ağacına ulaşmışlar. Dalları gökyüzüne uzanıyormuş, altı serin mi serinmiş. Tam oturacaklarmış ki, bir ses duymuşlar. Zayıf zayıf, üzgün üzgün: “Cik cik! Cik cik!”

Niloya kulak kabartmış. “Bu ses de ne?” diye sormuş merakla.

Mızmız tüylerini kabartmış. “Kuş sesi gibi, ama çok üzgün” diye mırıldanmış.

Tosbik başını yukarı kaldırmış. “Ağaçtan geliyor. Bakın, yüksek bir dalda küçük bir yuva var” demiş yavaşça.

Üçü birden ağaca bakmış. Gerçekten de yüksek bir dalda minicik bir kuş yuvası varmış. İçinden küçücük bir yavru kuş başını uzatmış, “Cik cik!” diye ağlıyormuş. Annesi babası ortalarda görünmüyormuş.

Niloya’nın gözleri dolmuş. “Zavallı yavru kuş! Annesi nereye gitti acaba? Aç mı kaldı, susuz mu kaldı?” diye endişelenmiş.

Mızmız korkuyla geri çekilmiş. “Aman Niloya, çok yüksekte! Ya düşerse?” diye mızmızlanmış.

Tosbik sakin sakin düşünmüş. “Panik yapmayalım arkadaşlar. Belki annesi yiyecek aramaya gitti. Ama yavru çok zayıf görünüyor. Ona yardım etmeliyiz” demiş.

Niloya hemen onaylamış. “Evet, yardım edelim! Ama o kadar yükseğe nasıl çıkacağız?” diye sormuş.

Mızmız patilerini göstermiş. “Ben tırmanabilirim! Kediyim sonuçta, ağaca çıkmak kolay” diye biraz övünmüş.

Niloya sevinçle zıplamış. “Harika Mızmız! Sen tırman, biz aşağıdan sana yardım ederiz” demiş.

Mızmız ağaca yaklaşmış, pençelerini gövdeye geçirmiş. Tırmanmaya başlamış. “Of, kabuk biraz sertmiş!” diye mızmızlanmış yolda. Ama durmamış, yavaş yavaş yukarı çıkmış.

Tosbik aşağıdan seslenmiş. “Dikkat et Mızmız, acele etme, dallar kırılmasın” demiş.

Niloya alkışlamış. “Hadi Mızmız, sen yaparsın!” diye teşvik etmiş.

Mızmız yuvasına ulaşmış. Yavru kuşu görünce korkutmamak için çok yavaş yaklaşmış. Yuvanın yanında bir sürü böğürtlen meyvesi görmüş. “Bakın burada meyve varmış! Yavru aç kalmış” diye seslenmiş aşağıya.

Niloya yerden düşen birkaç böğürtlen toplamış. “Mızmız, bunları yuvasına koy!” diye bağırmış.

Mızmız meyveleri dikkatlice yuvaya bırakmış. Yavru kuş sevinçle gagalayarak yemeye başlamış. Tam o anda gökyüzünde bir gölge belirmiş. Anne kuş dönmüş! Uzakta yiyecek arıyormuş, rüzgar yüzünden biraz gecikmiş.

Anne kuş yuvasını görünce önce korkmuş. Ama Mızmız’ı dostça görünce sakinleşmiş. “Cik cik!” diye teşekkür eder gibi ötmiş.

Mızmız yavaşça aşağı inmiş. Niloya ile Tosbik ona sarılmışlar. “Bravo Mızmız! Sen olmasan ne yapardık?” demiş Niloya.

Mızmız biraz utanmış. “Ee, ne de olsa arkadaşız,” diye mırıldanmış. Ama kuyruğu sevinçten sallanıyormuş.

Tosbik gülümsemiş. “Gördünüz mü arkadaşlar? Birlikte olunca her zorluk kolaylaşır. Yavru kuşu da mutlu ettik” demiş.

Anne kuş yuvaya konmuş, yavrusuna sarılmış. Sonra üç arkadaşa bakıp kanatlarını çırpmış, sanki “Çok teşekkür ederim!” diyormuş.

Niloya, Tosbik ve Mızmız çınarın altına oturmuşlar. Biraz dinlenmişler, meyve yemişler, neşeli bir şarkı söylemişler: “Birlikteyiz, neşeliyiz, arkadaşız biz! Birlikteyiz, mutluyuz, her şey güzel biz!”

Akşam olunca eve dönmüşler. Niloya annesiyle babasına olanları anlatmış. Herkes çok sevinmiş, yavru kuşun kurtulmasına dua etmişler.

O günden sonra üç arkadaş bahçede dolaşırken kuş yuvalarına, küçük hayvanlara daha çok dikkat eder olmuşlar. Doğadaki her canlıya yardım etmenin ne kadar güzel olduğunu öğrenmişler. Arkadaşlıkları da her geçen gün biraz daha güçlenmiş.

Gökten üç elma düşmüş: Biri Niloya’ya, biri Tosbik’e, biri Mızmız’a. Bir tane de seni dinleyen tatlı çocuğa düşmüş. Unutma, doğaya ve hayvanlara yardım etmeyi hiç bırakma. Arkadaşlarınla her zaman birlikte ol, onlar senin en kıymetli hazinen olsun.

Masal da burada bitmiş, gönlünüz şen olsun!

Bu Niloya Masalını Beğendiyseniz:

Yorum bırakın

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir