Mutlu Orman Masalı

Mutlu Orman Masalı

Adaletli Aslan’ın kaybolan altın pençesi, kıskanç bir tilkinin yalanını ortaya çıkarır; dürüstlük, sabır ve adalet ormana yeniden huzur getirir.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallarken, uçsuz bucaksız, yemyeşil bir ormanda türlü türlü hayvanlar huzur ve barış içinde yaşarlarmış. Orman sabahları kuş cıvıltılarıyla uyanır, akşamları yaprakların hafif hışırtısıyla uyurmuş.

Bu ormanın kralı, heybetli ve adil bir aslanmış. Adına Adalet Aslanı derlermiş, çünkü verdiği her karar doğru ve merhametli olurmuş. Yelesi altın gibi parlar, gözleri derin bir bilgelik taşırmış. Yanında en güvendiği danışmanı, yavaş yürüyen ama çok akıllı, yaşlı bir kaplumbağa bulunurmuş.

Kaplumbağa yılların tecrübesiyle sessizce dinler, nadir konuşur ama konuştuğunda herkes susar dinlermiş. Ormanın en kurnazı ise kızıl kürküyle her zaman tatlı dilli bir tilkiymiş. Tilki sözüyle herkesi etkileyebilir, en zor durumlardan sıyrılabilirmiş; fakat içinde gizli bir kıskançlık taşırmış.

Bir sabah orman her zamanki gibi huzurlu uyanmış. Kuşlar şarkı söylüyor, tavşanlar zıplıyor, geyikler otluyormuş. Ama Aslan Kral’ın mağarasında büyük bir telaş hüküm sürüyormuş. Aslan’ın en kıymetli hazinesi, atalarından kalan parlak bir altın pençe kaybolmuş.

Bu pençe sıradan bir eşya değilmiş; büyük dedesi, ormanı korumak için kötü bir düşmanla savaşmış. Bu savaşta ön pençesini kaybetmiş. O pençeyi altınla kaplatıp çocuklarına miras bırakmış. Aslan her sabah o pençeye bakar, ailesini kalbinde hissedermiş.

Aslan Kral önce kendi mağarasını defalarca aramış, sonra en sadık hayvanlarını ormanın her köşesine göndermiş. Nehir kenarları, ağaç kovukları, yüksek dallar… Hiçbir yerde altın pençe yokmuş. Üzüntüsü öfkeye dönüşmüş. Hemen büyük bir çınar ağacının altına tüm hayvanları toplamış: tavşanlar, sincaplar, geyikler, kuşlar, ayılar, kurtlar… Herkes merak ve endişeyle bekliyormuş.

Aslan Kral asaletle ortaya çıkmış. Derin bir iç çekişle söze başlamış:

“Sevgili dostlarım, kardeşlerim… Bugün sizi üzücü bir haberle topladım. Atalarımdan kalan altın pençem kayboldu. Ormanın her yerini aradık, bulamadık. Eğer içinizden biri aldıysa lütfen ortaya çıksın ve itiraf etsin. Yemin ederim affedeceğim; Ama kimse çıkmazsa hepinizi cezalandırmak zorunda kalacağım. Çünkü hırsızlık ormanımızın huzurunu bozar.” demiş.

Hayvanlar şaşkınlık içinde birbirine bakmışlar. Kimse inanamıyormuş. Kısa bir sessizlikten sonra tavşanlar, sincaplar fısıldaşmaya başlamış. Tilki hemen öne atılmış, sahte bir endişeyle kalabalığı yatıştırmaya çalışmış. Ama kimse itiraf etmemiş. Zaman geçtikçe korku büyümüş. Aslan Kral üzgün bir şekilde mağarasına dönmüş. Hayvanlar ise panik içinde hırsızı aramaya koyulmuş. Gruplara ayrılmışlar: kuşlar yukarıdan bakıyor, sincaplar ağaçlara tırmanıyor, tavşanlar çalıları karıştırıyormuş.

Günler geçmiş, hala iz yokmuş. Yaşlı kaplumbağa yavaş yürüdüğü için çok yorulmuş. Biraz dinlenmek üzere yuvasına çekilmiş. İşte tam bu sırada asıl hırsız olan tilki fırsatı görmüş. Tilki kaplumbağayı hep kıskanırmış. Çünkü Aslan Kral her zaman kaplumbağaya danışır, onun sözünü dinlermiş. Tilki kendini daha zeki sanır ama kral ona o kadar değer vermezmiş gibi hissedermiş.

Tilki hemen hayvanların toplandığı yere koşmuş. Üzgün bir sesle, gözlerini yere dikerek konuşmuş:

“Dostlarım, vallahi çok üzgünüm… Hepimiz gece gündüz demeden arıyoruz. Ama bir şey dikkatimi çekti: Bizim bilge kaplumbağayı son zamanlarda pek görmüyoruz, değil mi? Aramaya bile katılmıyor artık. Acaba… acaba o mu aldı pençeyi? Yaşlılık işte, belki aklı karıştı, belki başka bir şey…” demiş.

Hayvanlar önce öfkeyle tilkiye bakmış. Kaplumbağayı çok severlermiş; o herkese akıl verir, kimseyle kavga etmezmiş. Ama günler geçtikçe ceza korkusu büyümüş. Şüphe tohumları filizlenmiş. Tavşanlar fısıldaşmış, sincaplar başlarını sallamış. Sonunda hep birlikte Aslan Kral’ın mağarasına gidip durumu anlatmışlar.

Aslan Kral hepsini tek tek dinlemiş ve: “Bu iddialar çok ağır. Adalet, herkesin sesini eşit duymayı gerektirir. Önce Bilge Kaplumbağa’yı çağıralım, onun da ne diyeceğini dinleyelim.” demiş.

Tilki bunu duyunca telaşa kapılmış. Hemen önden davranıp kaplumbağanın yuvasına koşmuş. Kapıyı yumuşakça çalmış. Kaplumbağa ağır ağır kapıyı aralamış.

Tilki sahte gözyaşlarıyla: “Ay bilge dostum, başımız dertte… Herkes seni suçluyor. ‘Hırsız kaplumbağa’ diyorlar. İşler çok kötüye gidiyor. Bir çare bulsak iyi olur, yoksa kral seni cezalandıracak!” demiş.

Kaplumbağa sakin sakin başını sallayarak: “Hakikat er ya da geç gün yüzüne çıkar.” demiş. Tilki ise kimse görmeden altın pençeyi gizlice kaplumbağanın yuvasının girişindeki büyük bir taş oyuğa saklamış.

Herkes tekrar çınar altında toplanmış. Kaplumbağa yavaş ve ağır bir sesle: “Kralım, sevgili dostlarım… Fazla söze gerek yok. Ben o pençeyi çalmadım. Atalarınızın o kutsal mirasına el uzatmak benim haddime değil. Korkunuz sizi yanıltmış olabilir, bunu anlıyorum. İçim kırıldı ama sizi suçlamıyorum.” demiş.

Tam o anda dalların arasından üç neşeli, meraklı sincap zıplayarak inmiş. En büyükleri heyecanla bağırmış:

“Kralım, bir saniye durun! Sözünüzü kesmek istemeyiz ama çok önemli bir şey gördük! Gece herkes uyurken bir gölge gördük. Kaplumbağa’nın yuvasına gizlice yaklaşanı takip ettik. Altın pençeyi saklayan tilkiydi!” demişler.

Herkes donup kalmış. Tilkinin yüzü kireç gibi olmuş, kuyruğu titremeye başlamış. Sincaplar devam etmiş:

“Biz üç kardeş yüksek dallarda uyumamıştık. Meraktan izledik. Tilki pençeyi aldıktan sonra bütün suçu kaplumbağaya atmak için plan yapmış.”

Aslan Kral’ın gözleri dolmuş. Sesinde hem derin bir üzüntü hem öfke varmış:

“Tilki… Bu sen miydin? Ben hepinizi bir görürüm, hepinizi ailemden sayarım. Kimseye ayrım yapmam. Bu kıskançlık, bu yalanlar, bu hırsızlık… Sana hiç yakışmadı. Ormanımızın huzurunu bozdun, dostlarımızı birbirine düşürdün.” demiş.

Tilki başını önüne eğmiş, titreyen bir sesle: “Haklısınız, Kralım… Kıskandım. Kendimi daha fazla önemsediğinizi sanmak istedim. Çok pişmanım, affedin.” demiş.

Aslan Kral uzun uzun düşünmüş. Sonunda:

“İlk başta affedeceğimi söylemiştim ama ormanın huzuru bozulmasın diye bir bedel ödemen gerek. Önce Bilge Kaplumbağa’dan, sonra tüm dostlardan tek tek özür dileyeceksin. Bir yıl boyunca herkese yardım edeceksin: tavşanların yuvalarını taşıyacaksın, sincapların cevizlerini toplayacaksın, kuşların yuvalarını onaracaksın. Böylece kıskançlığın ne kadar boş olduğunu kendi gözlerinle göreceksin; bir daha kimse kendini değersiz hissetmesin.” demiş.

Tilki kabul etmiş. O günden sonra orman yine eski huzuruna kavuşmuş. Herkes tilkiyi zamanla bağrına basmış. Tilki gerçekten değişmiş; yardım etmeyi öğrenmiş, kıskançlığı bırakmış.

Masal burada biter, dinleyenlere ibret olur. Göç göç eder, dereyi geçer; iyilik eden iyilik bulur, kötülük eden pişmanlık duyar. Büyükler dinlemiş, küçükler uyumuş. Masallar masaldır, gerçek hayat başka… Ama içindeki ders her daim aynı: Dürüst ol, adil ol, kıskanma.

Bu Orman Masalını Beğendiyseniz:

Yorum bırakın

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir