Türk halk masallarının en derin ve en güçlü aşk hikayelerinden biri olan Mercan Kız Masalı, kıskançlığın bedduayla başlayan ve sihirli dönüşümlerle bezeli destansı bir macerasıdır. Bu masal, yalnızca bir aşkı değil, aynı zamanda iyilik ile kötülüğün ebedi mücadelesini de anlatır.
Hızlı Özet
Mercan Kız Masalı, padişahın oğlu olan Şehzade‘nin, kıskanç ve kötü niyetli bir yaşlı kadının bedduası sonucu denizden gelen gizemli güzel Mercan Kız‘a aşık olmasıyla başlar. Padişahın evlilik iznini vermemesi üzerine beddua alan Şehzade, Mercan Kız’ı kaçırır. Ancak kötü niyetli Cariye, Mercan Kız’ın yerine geçmek için kızı üç kez öldürtür. Mercan Kız; sırasıyla güvercin, servi ağacı ve altın saçlı bir bülbül (bazı kaynaklarda ak kuş) şekline dönüşerek her seferinde Şehzade’nin sevgisi sayesinde yeniden hayat bulur ve kötü Cariye cezalandırılarak masal mutlu sonla biter.
Mercan Kız Masalı
Bir varmış bir yokmuş, Allah’ın kulu çokmuş. Vaktiyle bir padişahın yedi oğlu varmış. Bunlardan en küçüğü, çok akıllı, mert ve iyi huylu bir delikanlıymış. Bir gün Şehzade, avlanırken yolda yedi fukara kadına rastlamış. Kadınlar, açlıktan perişan durumdayken Şehzade onlara hiçbir yardımda bulunmamış.
Kadınların en yaşlısı ve kötüsü, Şehzade’nin bu bencilliğine içerleyerek ona bir beddua etmiş:
“İnşallah bir gün bir Mercan Kız’a aşık olursun da, baban seni ona vermez, sen de onu kaçırırsın, o da senin elinde üç kez ölüp tekrar dirilir!”
Şehzade bu bedduayı duymazdan gelmiş ve avlanmaya devam etmiş.
Şehzade, avdan dönerken denizin ortasında yüzmekte olan, pırıl pırıl, dünya güzeli bir kız görmüş. İşte bu, yaşlı kadının bedduasında geçen Mercan Kız’mış. Şehzade, kıza o anda tutulmuş. Gemiyle yanına yaklaşıp kızı gemiye almış. Kız, denizden gelmesine rağmen tıpkı bir insan gibiymiş.

Şehzade, kızı saraya götürüp babasından Mercan Kız ile evlenmek için izin istemiş. Padişah, “Denizden gelen, kim olduğu bilinmeyen bir kızla evlenemezsin,” diyerek izin vermemiş. Şehzade, yaşlı kadının bedduasını hatırlamış. Aşkı ağır bastığı için, bir gece gizlice Mercan Kız’ı alıp atına bindirerek uzaklara kaçmış.
Kaçarken, Şehzade’nin hizmetindeki Kara Cariye, onların peşine düşmüş. Cariye, Mercan Kız’ın güzelliğini ve mutluluğunu kıskanıyormuş.
Bir dağın eteğinde, yorgunluktan durup mola vermişler. Şehzade uyuduğunda, Cariye sinsice Mercan Kız’ın yanına yaklaşmış. Mercan Kız’ın belindeki sihirli can kuşağını çözmüş ve kızı bir bıçak darbesiyle öldürüp, cansız bedenini toprağa gömmüş. Sonra, Mercan Kız’ın kıyafetlerini giyerek onun yerine geçmiş.
Şehzade uyandığında, Cariye, “Çok yoruldum, sesi çıktı diye kızdım, yolculukta dilim tutuldu,” diyerek konuşmuyormuş gibi yapmış. Şehzade, Cariye’yi Mercan Kız sanarak yoluna devam etmiş.
Birkaç gün sonra, Mercan Kız’ın gömüldüğü yerden yemyeşil, ulu bir Servi Ağacı bitmiş. Ağacın dallarına ise bembeyaz bir Güvercin konmuş. Güvercin, her sabah Şehzade’nin geçtiği yoldan uçup saraya doğru yaklaşıyormuş.

Bir gün Şehzade atıyla geçerken, güvercin dile gelip ağıt yakmış:
“Şahım, şahım! Sen beni Cariye’ye emanet ettin. Cariye, canımı alıp gömdü. Şahım, şahım! Ben senin Mercan Kız’ınım.”
Şehzade, bu sesi duyunca çok etkilenmiş, ancak Cariye durumu fark etmiş. Cariye, Şehzade’ye, “Bu uğursuz kuş yüzünden başımıza kötü işler gelir,” diyerek Güvercin’in yakalanıp öldürülmesini sağlamış. Kuşun kemikleri ise toprağa gömülmüş.
Kuşun kemiklerinin gömüldüğü yerden kısa sürede, altın sarısı saçları ve dallarıyla muhteşem bir Servi Ağacı yükselmiş. Ağacın en tepesine ise sesi insanı mest eden bir Bülbül (bazı versiyonlarda ak kuş) yuva yapmış.
Bülbül, her gün Şehzade’nin penceresinin önünden geçip, yine aynı ağıdı yakmış:
“Şahım, şahım! Sen beni Cariye’ye emanet ettin. Cariye, canımı alıp gömdü. Şahım, şahım! Ben senin Mercan Kız’ınım.”
Şehzade şaşkınlık içinde kalmış. Cariye yine durumu fark edip telaşlanmış. Padişaha, “Bu uğursuz bülbül bize hastalık getirecek,” diyerek ağacın kesilip bülbülün yakılmasını sağlamış. Odunları yakmışlar, ancak bülbülün yanmayan tek bir altın tüyü kalmış.
Sarayın aşçısı, bu parlak tüyü alıp saklamış. Cariye, her şeyi yaktığından emin olduğu için keyfi yerine gelmiş.
Bir gece, aşçının eşi tüyü bir kutuya saklamış. Sabah uyandıklarında, tüyün bulunduğu yerden yine Mercan Kız, tüm güzelliğiyle yeniden dirilmiş! Ancak bu kez, onu kimsenin bulmaması için aşçının küçük kızı kılığına girmiş.
Şehzade, bir gün aşçının evinde bu güzel kızı görmüş. Kızın güzelliği, denizde gördüğü Mercan Kız’a benziyormuş. Şehzade, şüphelenerek kızı saraya almış ve onu konuşturmaya çalışmış. Mercan Kız, durumu açıklamaya korktuğu için konuşmamış.
Şehzade, en sonunda Mercan Kız’ın dilini çözecek son hamleyi yapmış. Eski Cariye’yi ve Mercan Kız’ı bir araya getirip, bütün yaşananları detaylıca anlatmasını istemiş. Mercan Kız, o an tüm sırrı çözmüş gibi, masalın başından beri yaşananları, bedduayı, üç kez ölüp dirilişini ve Cariye’nin kötülüklerini anlatmış.
Gerçek ortaya çıkınca Şehzade, büyük bir pişmanlıkla Mercan Kız’ı kucaklamış. Kötü Kara Cariye derhal cezalandırılmış. Şehzade ve Mercan Kız muratlarına ermişler, kırk gün kırk gece düğün yapmışlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
1. Epik Kurallar ve Üçleme Motifi
Mercan Kız Masalı, tüm Türk ve dünya masallarında olduğu gibi, temel epik kuralları barındırır:
- Üçleme Kuralı (Law of Three): Masalın ana gerilimini oluşturur. Mercan Kız, Kara Cariye tarafından tam üç kez öldürülmüş ve her seferinde farklı bir formda (Güvercin, Servi Ağacı/Bülbül, Kız) yeniden dirilmiştir.
- Ağızdan Ağıza Aktarım: Masalın anlatıcısı, Mercan Kız’ın dönüşümleri aracılığıyla Şehzade’ye gerçeği ikinci ağızdan (hayvan veya nesne) anlatmıştır.
2. Dönüşüm (Metamorfoz) Motifi
Dönüşüm, masalın en güçlü sembolüdür. Mercan Kız’ın dönüşümleri şunları simgeler:
- Güvercin: Masumiyet, ruhun bedenden ayrılışı ve ilahi habercilik.
- Servi Ağacı: Sonsuzluk, ölümsüzlük ve güzelliğin kalıcılığı. Ağacın büyümesi, kızın öldürülmesine rağmen hayatının yok edilemediğini gösterir.
- Altın Tüy / Ak Kuş: Değerlilik, sihirli bir koruyucu unsur ve nihai kurtuluşun habercisi. Tüyün yakılmaması, kötülüğün iyiliği tamamen yok edemeyeceğinin kanıtıdır.
3. Beddua ve Suçluluk Motifi
Masal, beddua ile başlar. Şehzade’nin yedi fakir kadına yardım etmemesi, masalın tüm olay örgüsünü başlatan ilk günahtır (eksiklik). Beddua, Şehzade’ye hem büyük bir aşkı hem de bu aşkın getirdiği büyük acıyı (üç kez kaybetme korkusu) yaşatır. Bu, masallarda sıkça görülen, hataların bir bedeli olduğu temasını işler.
III. Sıkça Sorulan Sorular
Mercan Kız Masalı Kime Aittir?
Mercan Kız Masalı, anonim Türk halk masallarındandır ve genellikle “Billur Köşk Masalları“ gibi derleme eserlerde yer almaktadır. Belirli bir yazarı olmayıp, nesilden nesile aktarılarak günümüze ulaşmıştır.
Mercan Kız Masalı’nın Ana Karakterleri Kimlerdir?
Masalın ana karakterleri Mercan Kız (masumiyetin ve güzelliğin sembolü), Şehzade (aşık ve pişmanlığı yaşayan karakter) ve Kara Cariye (kıskançlık ve kötülüğün sembolü) olarak öne çıkmaktadır.
Mercan Kız Masalı’nın Sonu Nasıl Bitiyor?
Masal, Mercan Kız’ın üçüncü dönüşümünden sonra gerçeğin ortaya çıkması, Kara Cariye’nin cezalandırılması ve Şehzade ile Mercan Kız’ın evlenip muratlarına ermesiyle mutlu bir şekilde sonlanır.



