Balık Şehzade ve Maya

Balık Şehzade ve Maya’nın Masalı

Balık Şehzade masalı ile tanışın! Kıskanç bir büyüyle balığa çevrilen şehzade ve onu cesaretiyle kurtaran Maya’nın macerasını hemen okuyun.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, uzak bir ülkede, kral ve kraliçe yaşarmış. Bu kralın iki oğlu varmış. Büyük oğlan, alnının ortasında tek gözü olan, kısa boylu ve asık suratlı bir adammış. Küçük kardeşi ise tam tersine; boylu poslu, dünya yakışıklısı ve asil ruhlu bir gençmiş.

Kral, küçük oğlunu çok sever ve onu veliaht yapmak istermiş. “Halkım, tek gözlü bir cüceye asla itaat etmez” dermiş. Bu durum büyük oğlan Dizdar’ı çok öfkelendirirmiş. Dizdar, büyücü olan karısı Matni’ye içini dökmüş: “Taht benim hakkım! Eğer tamamını alamıyorsam, krallık ikiye bölünmeli!” demiş.

Sinsi Matni, krallığın tamamını kocasına kazandırmak için karanlık bir plan yapmış. Küçük prensi sarayın kendi yaşadığı bölümüne bir ziyafete davet etmiş. Kocasına, “Yemekten sonra onu nehre bakan balkona çıkar. Ben onu bir balığa çevireceğim, sen de nehre atacaksın. Böylece ondan sonsuza dek kurtulacağız.” demiş.

Plan tıkır tıkır işlemiş. Yemekten sonra iki kardeş balkona çıkmış. Matni, sarayın damından küçük prensin başına tılsımlı bir toz serpmiş. Genç şehzade o an minicik bir balığa dönüşmüş! Dizdar da onu yakalayıp nehrin karanlık sularına fırlatmış. Şehzade, suyun içinde bir balık gibi yüzebildiğini fark edince başına gelenleri anlamış. Matni’nin gazabından kaçmak için günlerce yüzmüş ve sonunda babasının krallığının sınırlarından çıkmış.

Bir gün balıkçılar onu ağlarıyla yakalamış ve komşu ülkenin sarayına yemek olarak götürmüşler. Ancak saraydaki hizmetçilerden biri bu küçük balığın çok zarif olduğunu düşünüp kıyamamış. Çocuk hasreti çeken Kraliçe’ye götürmüş: “Sultanım, bu balık sizi eğlendirir” demiş.

Kraliçe balığı o kadar çok sevmiş ki ona “Balık Şehzade” adını vermiş. Onu pirinçlerle beslemiş. Balık büyüdükçe ona nehir sularının akıp geçtiği özel ve büyük bir havuz yaptırmış.

Bir gün Kraliçe havuzun kenarında otururken balığa: “Burada mutlu musun evladım?” diye sormuş.

Balık Şehzade dile gelmiş: “Mutluyum anneciğim ama çok yalnızım. Bana bir eş bulursan dünyalar benim olur.” demiş.

Kraliçe, balığın aslında büyülü bir insan olduğunu bilmese de onu oğlu gibi sevdiğinden hemen dört bir yana haber salmış. Ama kimse kızını bir canavara yem etmek istememiş. Kraliçe sonunda bir kese altın ödül koymuş.

Altın dolu keseyi duyan yaşlı bir dilenci, kızını Balık Şehzade ile evlendirmeyi hemen kabul etmiş. Bu bahtsız kızın adı Maya’ymış. Maya, aslında üvey annesinin bitmek bilmeyen eziyetlerine katlanan, günlerini nehir kenarında çamaşır yıkayarak geçiren masum bir kızcağızmış.

Maya, bu haberi alınca kederinden kahrolup ağlamış. Saraya gitmeden önce, küçüklüğünden beri dertleştiği tek dostu olan Yedi Başlı Ejderha’ya veda etmek istemiş. Hemen nehir kıyısına koşmuş.

Ejderha, yedi kafasını birden yuvasından dışarı çıkararak: ‘Ağlama Maya, her şeyin bir çaresi var. Şu üç çakıl taşını al ve elbisene sakla. Balık Şehzade, havuzun içinde ağzını kocaman açıp üzerine doğru gelince korkma. Önce birinci taşı fırlat; göreceksin ki hemen suyun dibine batacak. Tekrar yüzeye çıktığında ikinci taşı at; yine dibe çökecek. Üçüncü taşı attığında ise büyü tamamen bozulacak ve karşında dünya yakışıklısı bir şehzade bulacaksın.'” demiş.

Maya, saray görevlileri eşliğinde büyük bir törenle saraya getirilmiş ve havuzun tam ortasında kendisi için hazırlanan o narin odaya yerleştirilmiş. Genç kız, elindeki taşları sıkı sıkı tutarak korku içinde beklemeye başlamış. Derken, havuzun sakin suları birden dalgalanmış; köpüren dalgaların arasından balık belirmiş. Balık, ağzını kocaman açarak Maya’nın odasına doğru hızla yüzmüş ve gök gürültüsünü andıran bir sesle: ‘Karımı görmek istiyorum! Açın kapıyı!’ diye bağırmış.

Maya, korkudan tir tir titreyen elleriyle kapıyı hafifçe aralamış. Ejderhanın öğrettiği gibi, ilk çakıl taşını tüm gücüyle fırlatmış. Taş, tam isabetle balığın boğazına değmiş ve balık ağır bir kaya gibi suyun dibine çökmüş. Çok geçmeden balık tekrar yüzeye çıkmış; Maya bu kez ikinci taşı fırlatıp balığı tam başından vurmuş. Balık, suları sıçratarak bir kez daha dibe batmış.

Sıra üçüncü ve son taşa gelmiş. Maya’nın heyecandan eli ayağı birbirine dolanmış, parmakları titremeye başlamış. Taşı fırlattığında, taş bu kez balığın sadece yüzgecine hafifçe değmiş. İşte o mucizevi an gerçekleşmiş! Havuzdaki sular bir anda çekilmiş, suların yerini parlak bir ışık almış. Işığın tam ortasında, sırılsıklam ama dünya yakışıklısı bir şehzade belirmiş.

Genç şehzade, Maya’nın yanına koşup ellerini tutmuş ve sevinçle: Cesur Maya, üzerimdeki tılsımı bozdun! Artık karanlık sulardan kurtulduk. Haydi, gün ışığının ve gerçek mutluluğun tadını çıkaralım!’ diye haykırmış.

Şehzadenin geri döndüğünü gören Kral ve Kraliçe’nin mutluluğu tüm ülkeye yayılmış. Maya ve Balık Şehzade, o günden sonra sarayda el ele, gönül gönüle, ömür boyu huzur içinde yaşamışlar.

Bu Aşk Masalını Beğendiyseniz:

Yorum bırakın

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir