Aladdin Sihirli Lamba

Alaadin’in Sihirli Lambası


كان يا ما كان، في قديم الزمان، في بلدٍ بعيد، في إحدى أجمل مدن الصين، كان يعيش شاب اسمه علاء الدين. كان والد علاء الدين خياطًا فقيرًا، وكان يعيش مع أمه في فقرٍ وضيق. وبعد وفاة والده، صار علاء الدين يتجول في الشوارع ويلعب بدل أن يعمل.
Bir varmış bir yokmuş… Uzak bir ülkede, Çin’in en güzel şehirlerinden birinde Alaaddin adında bir genç yaşarmış. Alaaddin’in babası fakir bir terziymiş, annesiyle birlikte yokluk içinde yaşarlarmış. Babası öldükten sonra Alaaddin çalışmak yerine sokaklarda dolaşıp oyun oynarmış.


وفي يوم من الأيام، جاء رجلٌ غريب إلى المدينة، ووجد علاء الدين. ادّعى أنه عمه الغني وقال له: “يا ابن أخي، سأجعلك ثريًا، تعال معي.” فرح علاء الدين وذهب معه إلى مكانٍ مهجور خارج المدينة.
Bir gün şehirde garip bir adam Alaaddin’i bulmuş. Kendini onun zengin amcası olarak tanıtmış: “Yeğenim, seni zengin edeceğim, gel benimle” demiş. Alaaddin sevinçle peşine takılmış ve şehrin dışındaki ıssız bir yere gitmişler.


قرأ الساحر—لأن الرجل كان ساحرًا شريرًا من أفريقيا—بعض التعويذات، فارتفع حجرٌ ضخم من الأرض، وظهرت تحته درجات تقود إلى مغارة. قال الساحر: “انزل إلى الأسفل، هناك مصباح قديم. أحضره لي، وسأجعلك ثريًا.”
Adam aslında Afrikalı kötü bir büyücüymüş. Sihirli sözler okuyup büyük bir taşı kaldırmış. Altında mağaraya inen bir merdiven varmış. “Aşağı in, orada bir lamba var. Onu bana getir, seni zengin edeceğim” demiş.


نزل علاء الدين خوفًا، ووجد المغارة مليئة بالذهب والجواهر والأشجار المتلألئة. لكنه أخذ المصباح القديم كما طلب الساحر. وعندما صعد إلى الأعلى، قال: “أخرجني أولًا!” فغضب الساحر وأغلق الحجر، تاركًا علاء الدين في الظلام.
Alaaddin korkarak inmiş. Mağara altınlarla, mücevherlerle ve ışıl ışıl meyve veren ağaçlarla doluymuş. Ama büyücü sadece eski lambayı istiyormuş. Alaaddin yukarı çıkınca “Önce beni çıkar!” demiş. Büyücü sinirlenip taşı kapatmış ve Alaaddin karanlıkta kalmış.


وبينما كان يفرك يديه يائسًا، خرج دخانٌ من الخاتم الذي كان يرتديه، وظهر منه جنيّ يقول: “أنا خادم الخاتم، ماذا تأمر يا سيدي؟” طلب علاء الدين قائلًا: “خذني إلى البيت!” وفي لحظة وجد نفسه في بيته.
Çaresizce ellerini ovuştururken parmağındaki yüzükten duman çıkmış. İçinden bir cin belirmiş: “Yüzüğün kölesiyim, emret!” Alaaddin “Beni eve götür!” demiş ve bir anda kendini evde bulmuş.


أخبر علاء الدين أمه بما حدث، وأراد تنظيف المصباح الذي أحضره. وما إن فركه حتى امتلأت الغرفة بدخانٍ كثيف، وخرج منه جنيّ أعظم يقول: “لقد حررتني! والآن أنا خادمك. اطلب ما تشاء!”
Alaaddin olanları annesine anlatmış. Lambayı temizlemek istemiş. Lambayı ovunca büyük bir duman odayı kaplamış ve içinden çok daha büyük bir cin çıkmış: “Beni özgür kıldın! Artık sen benim efendimsin. Dile benden ne dilersen!”


طلب علاء الدين الطعام أولًا، فظهر أمامه مائدة مليئة بأشهى الأطباق. ومنذ ذلك اليوم أصبحا غنيين، وكبر علاء الدين وأصبح شابًا وسيمًا طويل القامة.
Alaaddin önce yemek istemiş. Bir anda güzel yemeklerle dolu bir masa belirmiş. O günden sonra zengin olmuşlar. Alaaddin büyüyüp yakışıklı bir delikanlı olmuş.


وفي أحد الأيام، رأى علاء الدين الأميرة ياسمين، ابنة السلطان، وأحبها من النظرة الأولى. قالت أمه: “يا بني، إنها ابنة السلطان!” لكنه ابتسم وفرك المصباح، وطلب من الجني هدايا عظيمة ليذهب بها إلى القصر.
Bir gün pazarda Sultan’ın kızı Prenses Yasemin’i görmüş ve ona âşık olmuş. Annesi “Oğlum, o Sultan’ın kızı!” demiş. Alaaddin gülerek lambayı ovmuş ve cin’den saraya götürmek için hediyeler istemiş.


في اليوم التالي، وقف موكب مذهل أمام القصر. أعجب السلطان بثرائهم، لكن الوزير غار وقال: “إن أراد الزواج من الأميرة، فليبنِ قصرًا أعظم!” فاستدعى علاء الدين الجني، وفي ليلةٍ واحدة ظهر قصرٌ رائع.
Ertesi gün sarayın önünde muhteşem bir alay durmuş. Sultan etkilenmiş ama vezir kıskanmış: “Bir de saray yapsın!” demiş. Alaaddin cini çağırmış ve bir gecede muhteşem bir saray yapılmış.


تزوج علاء الدين بالأميرة ياسمين، لكن الساحر علم أن علاء الدين ما زال حيًا، فجاء متنكّرًا كبائع مصابيح، ينادي: “استبدلوا المصباح القديم بالجديد!” فأعطته ياسمين المصباح دون أن تعرف سرّه.
Alaaddin Prenses Yasemin’le evlenmiş. Fakat Afrikalı büyücü Alaaddin’in yaşadığını öğrenmiş. Eskici kılığında saraya gelip “Eski lamba yenisiyle değişilir!” diye bağırıyormuş. Yasemin lambanın sırrını bilmediği için ona vermiş.


عندما فرك الساحر المصباح، خرج الجني، فقال له: “انقل القصر والأميرة إلى أفريقيا!” فاختفى القصر والأميرة. حزن السلطان، وانهار علاء الدين، لكنه تذكّر أن خاتمَه ما زال معه.
Büyücü lambayı ovunca cin çıkmış ve “Sarayla prensesi Afrika’ya götür!” demiş. Bir anda saray ve Yasemin kaybolmuş. Sultan üzülmüş, Alaaddin perişan olmuş ama yüzük cini hâlâ onunlaymış.


استدعى علاء الدين جنيّ الخاتم وقال: “خذني إلى حيث يوجد القصر!” فحمله الجني عبر السماء حتى وصل أفريقيا. وهناك رأى ياسمين وأعطاها مسحوقًا للنوم لتضعه في شراب الساحر.
Alaaddin yüzük cini çağırıp “Beni sarayın olduğu yere götür!” demiş. Cin onu Afrika’ya uçurmuş. Alaaddin Yasemin’i görmüş ve ona büyücünün içeceğine katarak uyutması için bir toz vermiş.


وعندما نام الساحر، أخذ علاء الدين المصباح، واستدعى الجني الكبير وقال: “أرسل الساحر إلى أبعد مكان في العالم، وأعد القصر وياسمين إلى موضعهما!” فعاد كل شيء كما كان.
Büyücü uyuyunca Alaaddin lambayı almış ve büyük cini çağırmış. “Büyücüyü dünyanın öbür ucuna gönder ve sarayı Yasemin’le birlikte eski yerine getir!” demiş. Her şey eski hâline dönmüş.


وعاش علاء الدين وياسمين في سعادةٍ دائمة. وهنا تنتهي الحكاية. وسقطت من السماء ثلاث تفاحات: واحدة للراوي، وواحدة للمستمع، وواحدة لك لأنك صبرت وقرأت القصة.

Alaaddin ve Yasemin sonsuza kadar mutlu yaşamış. Masal burada biter. Gökten üç elma düşmüş: Biri anlatana, biri dinleyene, biri de sabırla okuyana

Bu Arapça Hikayemizi Beğendiyseniz…

Kurbağa Prens ve Yıldız ile Çiçeğin Aşk Hikayesini okumak ister misiniz?

Daha fazlası için Arapça Hikayeleri sayfamızı ziyaret edin!

Yorum bırakın

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir