Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde Mino adında bir kaplumbağa varmış. Mino, kayıp kabuğunu arıyormuş. Yolda bir yengeç görmüş.
“Selam dostum, kayıp kabuğumu gördün mü?” demiş.
Yengeç kafasını hayır anlamında sallamış ama ona yardım edeceğini söylemiş. Mino, kabuk ararken yeni bir dost edinmiş. İkisi birden devasa bir kabuk bulmuşlar. Birlikte kabuğa girip ilerlemeye başlamışlar. O sırada kabuğun içinden bir solucan çıkmış.
“Hey dostlar, ben de bu koskoca kabuğu sizinle paylaşsam olur mu?” demiş.
Heyecanla kabul edip yola devam etmişler. Deniz kenarına geldiklerinde yengeç, “Dikkat! Dalga geliyor!” diye bağırmış. Kocaman dalga onları savurmuş.
Kabuğunu tekrar kaybeden Mino çok üzülmüş ve ağlamış. Bu duruma dayanamayan dostları, yepyeni bir kabuk avına çıkmışlar. Aramışlar, aramışlar, aramışlar… En sonunda pembe, parlak bir kabuk bulmuşlar. Hemen Mino’ya götürmüşler. Mino’nun gözleri parlamış.
Üçü birden kabuğa girip kumdan bir kale yapmışlar ve orada mutlu mesut yaşamışlar. Bu masal da burada sona ermiş.