Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal iken, pireler berber iken… Çok uzak diyarlarda gökyüzünün masmavi olduğu, ağaçların neşeyle sallandığı dev bir orman varmış. Bu ormana Büyük Orman derlermiş. Bu güzel ormanın içinde pofuduk kuyruklu, minik burunlu ve çok neşeli bir sincap yaşarmış. Bu sincabın adı Tıkı’ymış.
Tıkı, ormanın en çalışkan sincabıymış. Sabah güneş doğar doğmaz uyanır, yüzünü şırıl şırıl akan dere suyunda yıkar ve hemen işe koyulurmuş. Tıkı’nın en sevdiği şey, dallardan dallara atlayarak en taze fındıkları ve palamutları toplamakmış. Ama Tıkı’nın küçük bir huyu varmış: Birazcık unutkanmış! Topladığı yiyecekleri toprağa gömer, sonra da nereye gömdüğünü bazen unuturmuş.
Büyük Bir Sürpriz
Günlerden bir gün ormana sonbahar gelmiş. Ağaçların yaprakları sararmış, yerler turuncu yapraklarla dolmuş. Tıkı, kış mevsimi gelmeden önce kendine çok özel bir hediye hazırlamış. Bu, ormandaki en parlak, en büyük ve en lezzetli palamutmuş. Tıkı bu palamudu, büyük bir meşe ağacının altına, yumuşak toprakların içine saklamış. Kendi kendine, “Bu palamut benim en büyük hazinem. Kışın en soğuk gününde onu afiyetle yiyeceğim” demiş.
Tıkı Ertesi sabah büyük bir heyecanla uyanmış. Karnı çok açmış. “Gidip hazineme bir bakayım” diyerek meşe ağacına doğru koşmuş. Tıp tıp tıp diye koşan minik ayakları, kuru yaprakların üzerinde sesler çıkarıyormuş. Meşe ağacının altına vardığında Tıkı şaşkınlıktan donup kalmış. Toprak kazılmış, palamut gitmiş!
Tıkı, “Eyvah! “Palamudum nerede? Onu buraya gömmüştüm, eminim!” diye bağırmış.
Ormanda İpucu Arayışı
Tıkı hemen etrafına bakmış. Kimsecikler yokmuş. “Bu işin peşini bırakmayacağım” demiş ve araştırmaya başlamış. İlk önce Tavşan Ponçik’in yanına gitmiş. Ponçik, taze otların arasında zıplıyormuş.
Tıkı, “Merhaba Ponçik! Benim büyük ve parlak palamudumu gördün mü?” diye sormuş.
Ponçik, uzun kulaklarını sallayarak: “Hayır Tıkı, ben sabahtan beri sadece havuçlarımla oynuyorum. Ama az önce Karga Gakgak’ın yukarıdan uçtuğunu gördüm. O, yukarıdan her şeyi daha iyi görür. Ona sormalısın.” cevabını vermiş.
Tıkı, teşekkür ederek hemen gökyüzüne bakmış. Karga Gakgak, yaşlı bir çınar ağacının dalında dinleniyormuş. Tıkı ağaca tırmanmış ve Gakgak’ın yanına varmış.
“Gakgak kardeş, buralarda büyük bir palamut gördün mü?” diye sormuş.
Karga Gakgak, parlak gözleriyle Tıkı’ya bakmış. “Gördüm Tıkı! Sabah erkenden, derenin kenarında küçük bir sincabın elinde koca bir palamut vardı. Çok hızlı koşuyordu, sanırım yeni taşınan Sincap Çıtır’dı o” demiş.
Gizem Çözülüyor
Tıkı, hemen derenin kenarına doğru yola koyulmuş. Kalbi küt küt atıyormuş. Derenin yanına vardığında bir kayanın arkasında oturan Minik Sincap Çıtır’ı görmüş. Çıtır’ın elinde gerçekten de o büyük palamut varmış. Ama Çıtır palamudu yemiyormuş. Aksine, palamuda sarılmış, sessizce ağlıyormuş.
Tıkı yanına yaklaşmış. “Çıtır, o palamut benim. Onu neden oradan aldın?” diye sormuş. Çıtır, başını kaldırmış. Gözleri yaşlıymış. “Özür dilerim Tıkı. Ben bu ormana dün taşındım. Kışın ne yapacağımı, nerede yemek bulacağımı bilmiyordum. Çok acıkmıştım ve toprağın altında bu palamudu görünce dayanamadım. Ama sonra bunun birinin hazinesi olduğunu anladım. Çok pişman oldum” demiş hıçkırarak.
Tıkı, Çıtır’ın bu halini görünce çok üzülmüş. Siniri bir anda geçivermiş. Çünkü Tıkı, sadece çalışkan değil, aynı zamanda çok yardımsever bir sincapmış. Çıtır’ın elini tutmuş ve gülümsemiş.
“Ağlama Çıtır, Bu orman hepimize yeter. Sen palamudu çalmamışsın, sadece çok acıkmışsın. Gel, bu palamudu beraber yiyelim. Sonra da ben sana ormandaki diğer yiyecek depolarını göstereyim. Böylece kışın hiç aç kalmazsın.” demiş Tıkı.
Çıtır’ın gözleri neşeyle parlamış. “Gerçekten mi? Benimle paylaşır mısın?” Tıkı, “Tabii ki! Paylaşınca her şey daha lezzetli olur” diye cevap vermiş.
O gün Tıkı ve Çıtır, dere kenarında palamudu kardeşçe bölüşmüşler. Çıtır çıtır sesler çıkararak palamudu yemişler. Tıkı, Çıtır’a ormanın gizli yollarını, fındıkların en bol olduğu ağaçları ve en güvenli yuva yerlerini öğretmiş. İki sincap, kısa sürede çok iyi iki dost olmuşlar.
Kış gelip çattığında orman bembeyaz bir örtüyle kaplanmış. Hava çok soğukmuş ama Tıkı ve Çıtır’ın yuvası sıcacıkmış. Artık Tıkı hiçbir şeyi unutmuyormuş, çünkü Çıtır ona her şeyi hatırlatıyormuş. Birlikte topladıkları fındıkları kış boyunca neşe içinde yemişler.
Tıkı anlamış ki, kaybettiği palamut ona gerçek bir dost kazandırmış.
Gökten üç elma düşmüş. Biri bu güzel masalı anlatanın başına, biri masalı sabırla dinleyen çocukların başına, biri de dünyadaki tüm dostlukların başına.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.



