Evvel zaman içinde, koca bir konağın peynir kokulu kilerinde, yeryüzünün bin türlü oyununu yutmuş, girdiği onca kapandan geriye sadece kopuk bir kuyruk değil, koskoca bir bilgelik bırakarak çıkmış yaşlı bir fare varmış. Yılların tecrübesiyle kilerin piri olmuş; nerede bir peynir tıkırtısı duysa altındaki tuzağı şıp diye anlar, tıkırtısız yürüyen patilerin dilini herkesten iyi çözermiş.
Bu kilerin bir de tiyatroculara taş çıkartan, kurnazlığı bir sanat gibi icra ettiğine inanan uyanık bir kedisi varmış. Bakmış ki fareler artık deliklerinden burunlarını bile çıkarmıyor, hemen sahneye yeni bir oyun koymaya karar vermiş. Çıkmış kilerin ortasındaki kalın bir direğe, arka ayaklarından kendini usulca asıvermiş. Gözlerini devirip boynunu bükmüş, tahtadan sarkan cansız bir kürk yığını gibi sallanmaya başlamış.
Günlerdir kursaklarına tek bir kırıntı girmeyen toy fareler, bu şahane manzarayı görünce adeta bayram etmişler. “Zalim avcı cezasını buldu!” diyerek deliklerinden neşeyle fırlamış, kilerin ortasında zıplayıp oynamaya, özgürlüğün tadını çıkarmaya başlamışlar. Fakat o cansız kürk yığını aniden canlanıvermiş! Usta oyuncu, alkış beklemek yerine pençelerini konuşturarak hazırlıksız yakalanan bu gafil kalabalığın içinde ilk oyununun hasadını keyifle toplamış.
Bu acı dersin ardından sağ kalan fareler deliklerin en derinine saklanmış ve günlerce dışarı adım atmamış. Seyircisiz kalan kedi, yeteneklerinin sınırlarını zorlamaya karar vermiş. Gidip yırtık bir un çuvalının içine dalmış, baştan aşağı bembeyaz una bulanmış. Sonra kilerin tam ortasına geçip, masumca dökülmüş bir un tepeciği gibi kaskatı kesilerek yere serilmiş. “Bu kusursuz kostümü kimse fark edemez,” edasıyla, nefesini tutup o bembeyaz tuzağın işlemesini beklemeye başlamış.
Çok geçmeden, açlıktan başı dönen birkaç genç fare, yerdeki o nefis un tepeciğini görüp bıyıklarını titreterek o yöne doğru ilk adımlarını atmış. Tam o anda, kuyruğu kesik yaşlı fare deliğin ağzına usulca dikilmiş ve geçidi kapatmış. O kusursuz tepeciğin altından inip kalkan nefesi, una bulanmayı unutmuş o dik ve sinir bozucu kulakları bıyık altından gülerek süzmüş.
Deliğin ardından, kilerin sessizliğini bölen o tok ve keyifli sesiyle şöyle seslenmiş:
“Tavandan baş aşağı sarkarak oynadığın o harika dramayı hiç unutmadık ustacığım. Şimdi o beyaz örtünün altındaki nefes kesici performansını da hayranlıkla izliyorum. Ama boşuna yorulma. Sen yere dökülmüş bir un tepeciği değil, un çuvalının ta kendisi dahi olsan, bu eşikten sana tek bir seyirci bile çıkmaz.”
Kilerin sessizliğinde, o bembeyaz tepeciğin ortasındaki sarı gözler hayal kırıklığıyla aralanmış. Büyük finalinin bir kez daha bozulduğunu anlayan kedi, üzerindeki unları silkeleyerek asık bir suratla ayağa kalkmış. Deliğin ardındaki o sarsılmaz ve dalgacı tecrübeye ters bir bakış atarak, sahneden çekilen bir oyuncu gibi sessizce karanlığa karışmış. Yaşlı fare ise, zekânın kurnazlığa karşı kazandığı bu tatlı zaferin keyfiyle bıyıklarını burarak yuvasının güvenli derinliklerine geri dönmüş.